Editör | Reyhan Çini

Tüm İçerik: Editör

Hayvan Figürlü Çini Abajur Modelimiz

Çini Abajur

Aydınlatmanın yanı sıra dekoratif özelliği ile de dikkat çeken çini abajur modelleri, görselliğe her alanda önem verenlerin sıklıkla tercih ettiği ürünlerin başında geliyor. Çeşitli fiyat aralıkları ile satılan bu modeller, farklı uygulama teknikleri ile çini güzel sanatının abajur modellerine kattığı zarafetin en önemli örnekleri arasında yer alıyor.

Farklı tasarımlar ile üretilen bu modeller, mekanlarınızda daha şık bir görüntüyü sağlamak son derece basit. Kullanılan modeller için uygulanan farklı teknikler, ayrı mekan aydınlatmaları için en iyi uyumu elde edecek abajurların üretilmesinde önemli rol oynuyor.

Çini Abajur ile Şıklığı Tamamlayın

Çini sanatının son derece sabır gerektiren ve emek isteyen bir iş olması, çini sanatı kullanılarak yapılan tüm ürünleri daha değerli kılmaktadır. Yani çini, kullanıldığı yerlerin değerine ayrı bir değer katmaktadır. Bunun yanı sıra farklı teknik ve tasarımlarla üretilmesi de, bu değeri daha fazla artırmaktadır. Çini deseni ile yapılan herhangi bir  model, bulunduğunuz ortama anlam kazandırmak için ufak ama önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor.

Neredeyse tüm mobilyalar ile uyumlu bir görüntü ortaya koyması, bir çini abajur modeli için en önemli özellikler arasında yer almaktadır. Her ne kadar kullanılan yeni nesil tekniklerin çini sanatını kolaylaştırdığı düşünülse de, fırınlama süreci çini  modeli içinde sabır gerektiren evrelerden birisidir.

Hediyelik Çini Abajur Modeli

Çini sanatının geçmişten günümüze büyük bir değer olması, bu sanattan elde edilecek ürünlerin hediyelerinin de değerini artırmaktadır. İster resmi bir makam, isterseniz çok samimi olduğunuz bir dostunuza bir hediye götürecek olun, çini sanatının ürünlerinden herhangi birisini götürmeniz yeterli olacaktır.

Yani çini hediyelik eşyalar, herkesin gönlünü fethedecek güzellikteki hediyelik eşyaların başında gelmektedir. Ayrıca sıra dışı bir hediye olması sebebiyle de, sizi karşınızdaki insanın gözünde biraz daha özel kılmaktadır.

Örneğin yeni ev almış bir dostunuza götüreceğiniz model ürünlerden herhangi birisi, o evin şıklığına en fazla anlam kazandıran hediyeyi götürecek kişi olmanızı sağlayacaktır. Muhtemelen başka birisinin de böyle bir hediye götürmeyip genellikle birbirine yakın hediyeler olacağını düşünürsek, sizin hediyenizin daha fazla değer kazanacağı şüphesizdir.

hemen-siparis-ver-1

British Museum’da 445 Parçadan Oluşan Çini Eserlerimiz

Karahanlılar döneminden günümüze dek ülkemizin en büyük sanatından biri olan çini ülkemiz sınırlarından çok daha ötede dahi bilinmektedir. El emeği göz nuru büyük bir ustalık gerektiren bu sanat motifleri ve renk armonisinin eşsiz bir örneğidir. Öyle ki artık çini motifi olarak bilinen çiniler ülkemizde olduğu kadar Dünya’da da birçok farklı müzede sergilenmekte ve gören herkesi kendine hayran bırakmaktadır. Bu müzelerden en bilinenlerinden biri olan British Museum’da da çini eserlerimiz sergilenmektedir.

British Museum’da Yer Alan Eserler

British Museum’da yaklaşık olarak 445 eser bulunmaktadır. Tarihi değere de sahip olan bu eserlerin bir kısmının yüzlerce yıl önce yapıldığı aktarılmıştır. Bu çinilerden en önemlileri İznik Çinileridir. 16. Yy’da tamamen el işçiliği ile yapılan farklı çini desenleriyle süslenimiş ibrik ve sürahiler bunların başlıcalıdır. Bununla birlikte 15. yy ile 16. Yy arasında İznik’te yapılan kandiller de yer almaktadır.

Osmanlı Döneminde yoğurt ya da turşu yapımında kullanılan 3 farklı türde kavanozlar da buradadır. İki tanesi dışa dönük ve ağız kısmı geniş, bir  tanesi ise gövdeye doğru geniştir. Bu kavanozlar o kadar güzel yapılmıştır ki zamanında ayran ya da şerbet ikramında da misafirlere bu kavanozlarla ikram yapılmıştır. Yer alan çinilerden bir tanesi de maşrapalardır, hamamlar da yıkanırken sıcak su için kullanılan maşrapaları British Museum’da görebilmek mümkündür.

Bunların dışında, şişeler, vazolar, bardaklar, tabaklar, kaplar yer almakla birlikte çini dışında çok sayıda farklı çini desenli seramikten yapılan eserler de sergilenmektedir.

Eserlerin Müzeye Getirilişi

1753 yılında kurulan  müzede yer alan eserlerin çok büyük bir kısmı koleksiyoner Sir Hans Sloane tarafından oluştuğu bilinmektedir. Tüm hayatı boyunca Dünya’yı gezerek farklı ülkelerden aldığı objeleri müzeye bağışlamıştır. Yaklaşık 71 bin eserin onun aracılığıyla müzede olduğu açıklandı.  Çinilerin ve Türk eserlerinin yer aldığı kısım Orta Doğu bölümü olarak adlandırılmıştır. Eserlerin kalan kısmının ise Frederick Du Cane Godman tarafından toplanan ve vasiyeti üzerine ölümünden sonra müzeye bağışlanan eserlerden oluşmaktadır. Ayrıca yurt dışına ihraç edilen çinilerden oluşan bir koleksiyon da bulunmaktadır.

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde gerekse ülkemizde birçok farklı şehirde sanat ve tarih severlerin ilgisini çekiyor. El sanatlarının en güzel örneklerinden biri olan çini de bu eserlerin başında geliyor. Renk – renk yapılan bu çiniler tamamen el işçiliğiyle bir sanat eserine dönüşmekte ve herkesin hayranlığını kazanmaktadır.

Çininin yolculuğu çok eski tarihlere dayanmakta ve halen çeşitli objeler olarak yapılmaktadır. Vazodan, meyveliğe, bardaktan tabağa hatta duvar panolarına dek çini ülkemizin bir sembolü olarak tüm Dünya’da adından söz ettirmektedir.

Müzelerin en gözde eserlerinden biri olan çini eserlerimiz geçmişten bugüne dek ülkemizin tarihine ışık tutmakta ve tarihi hissettirmektedir.

Yurtdışındaki Çini Eserlerimiz Hakkında

Türkiye’de onlarca müzede sergilenen çini eserlerinin dışında yurtdışında farklı ülkelerde de yüzlerce çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Fransa’da Yer Alan Çini Eserlerimiz

Fransa’da yer alan Ecouen Musee de la Renaissance İznik Koleksiyonu olarak yaklaşık 800’den fazla eser bulunmaktadır. 1538 yılında Montmorency ailesi tarafından şato olarak yapılan bina sonradan müzeye dönüştürülmüş ve o günden bu güne dek binlerce esere ev sahipliği yapmaktadır.

Yine Fransa’da Dünya’ca ünlü Louvre müzesinde sanat tabloları ve onlarca ünlü ressamın yaptığı eserler haricinde yaklaşık 550 parçadan oluşan çini eserler yer almaktadır. Sadece tabak ve diğer nesneler değil, ülkemizdeki bazı camilerden alınan çini pano ve karolar da burada sergilenmektedir.

İngiltere’de Yer Alan Çini Eserlerimiz

İngiltere Londra’da yer alan Sevres Cite de la Ceramique müzesinde yaklaşık 190 parçalık çini eserleri ve British Museum’da 445 parçadan oluşan eserler sergilenmektedir.

Bu ülkelerin yanı sıra Portekiz Lizbon’da Gülbenkyan, Danimarka Kopenhag’ta David Collection, Yunanistan Atina’da Benaki ve onlarca ülke ve şehirde yurtdışındaki çini eserlerimiz tüm turistlerin ilgisini çekmektedir.  Bu eserlerle ilgili olarak uzmanların yaptığı araştırmalarda hepsinin ülkemizden çıkan ve gerçek el yapımı eserler olduğu ortaya çıkmıştır.

Çini Eserlerimizin Yurt dışına Yolcuğu

Çini eserlerinin büyük bir kısmı çeşitli medeniyetlerin ülkemizde yaşadıktan sonra ülkemizden yurtdışına gönderildiği bilinmektedir. Bir kısmının ise koleksiyonerler tarafından alınarak ülkemizden çıkmıştır. Bu eserlerin ülkemizi tanıtma ve eserleri yurtdışında sergilenme açısından çok büyük katkıları olmuştur.

Ayrıca çini eserleri ülkemizdeki sanatçıların dışında Dünya genelinde birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmaktadır.  Birçok sanatçının bu sanatı öğrenmek ve geliştirmek için ülkemize geldiği ve sonrasında çini ile yaptığı birçok eser bulunmaktadır. Başta seramik sanatçıları olmak üzere birçok farklı dalda sanatçı çini motiflerini kullanmaktadır.

Artık çini eserlerimiz sadece müzelerde değil birçok işletme ve evlerinde yer almaktadır.  Günümüzde sadece çini eserlerini satın almak için ülkemize gelenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Hemen her ülkede bilinen çini sanatı el işçiliğinin önemini bir kez daha göstermekte ve müzelerin yanı sıra kiliseler, camiler ve kamu alanlarında da kullanılmaktadır.

Ebruli Çini Nasıl Yapılır?

Geçmiş tarihimizin bize yadigâr en önemli şeyi nedir diye bir sorsak mesela, çoğu kişinin “sanat” diyeceğinden eminiz. Elbette atalarımızın başarıları, bize emanet ettiği bu toprakları, değerlerimizi yadsımıyoruz. Bu soruyu soyut anlamda sorduğumuzda, gelecek cevaplarının çoğunun sanat olacağı şüphesiz. Çünkü geçmişten günümüze birçok muhteşem sanat dalı, hala icra edilmektedir. Bunlardan biri de Ebru Sanatıdır. Ebru; kendi içinde birçok bölüme ayrılır. Battal ebru, Gelgit ebru, Bülbülyuvası ebru, taraklı ebru, Çiçek ebru, Şal ebrusu, Hatip ebrusu, Çift baskılı ebrular, Hafif ebru, Kumlu Kılçıklı ebru adında eşitli kolları vardır.

Ebru sanatının ilk kez ne zaman ve nerede ortaya çıktığı hala bilinmemektedir. Bu konudaki kaynaklar yetersiz kalmaktadır. Kaynağı belirsiz olsa bile, eski tarihlerden beri sıkça kullanılan bir görsel sanattır ebru.  Renklerin su ile dansı diyebiliriz kısaca ebru sanatı için. Teknik olarak tanımı ise şöyledir; kitreyle yoğunlaştırılmış su üzerine tezyini kâğıt ile resim yapma sanatıdır. Bir diğer yadigâr el sanatımız ise Çini sanatıdır. Çini, toprağın pişirildikten sonra şekil verilip kap-kacak, tabak, vazo, sürahi vb. eşyalar üretilmesine dayalı bir el sanatıdır. Ebru ve çini sanatları, günümüzde hala aktif olarak kullanılmakta ve hemen hemen tüm il belediyelerinin açmış olduğu halk merkezlerinde, bu sanatların ücretsiz eğitimleri verilmektedir.

Son yıllarda çok ilginç bir akım başladı. Yeni nesil Türk sanatçılarımız Çini sanatı ve ebru sanatını birleştirerek, ortaya ebruli çini adı altında yeni bir görsel sanat çıkardı. Kulağa çok ilginç gelen bu yeni sanat akımı, uluslararası platformlara taşındı ve inanılmaz ilgi gördü. Gelin, ebruli çini nasıl yapılır, ona kısaca değilenelim. Genelde kâğıt veya bez üzerine uygulanan ebru sanatının, çini pano ve vazolar üzerinde uygulanmasıdır. Bu yeni sanat yorumunu, eserlerinde uygulamaya başlayan sanatçılara, özellikle yurtdışından inanılmaz bir ilgi gösterilmekte ve bu eserleri kapış kapış satılmaktadır. Türk tarihinin bu 2 önemli sanat dalını, aynı çatı altında buluşturmak, gerçekten büyük bir yaratıcılık örneğidir. Ve görünen o ki, ebruli çini sanatı gelecek dönemde, daha da yaygınlaşacaktır.

 

Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri

İbrahim Ağa olarak bilinen zat 1500’lü yılların Topkapı’sın da yaşamış bir kişidir. Surların hemen dibinde gayet mütevazi bir ahşap kulübede namaz takkeleri örüp satarak geçinmekteydi. Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri kadar bu caminin inşa hikayesi de çok meşhurdur.  Kendisi oldukça fakir olan İbrahim Ağa’nın gönlü ve hayalleri ise oldukça zengindir. Dini yönden oldukça engin bir kişiydi, mütevazi ve kanaatkâr bir yapısı vardı. İbrahim Ağa’nın gönlünden hep bir cami yaptırmak geçer ve bu hayalinden de insanlara bahsederdi. İbrahim Ağa bahsettikçe insanlarda kendisine güler ve hangi parayla yaptıracaksın camiyi be mübarek derlermiş.

Takkeci İbrahim Ağa Caminin Yapılış Hikayesi

Sürekli güzel bir cami yaptırma hayaliyle yaşayan bu zatın her an dilinde, zikrine ve geceleri rüyasında dahi böyle bir cami yaptırabilmenin yakarışı varmış. Bir gün rüyasında gördüğü manevi bir zat kendisine “Rızkın iki salkım üzümdedir ey İbrahim Ağa, bunun içinde Bağdat’a git demiş.” Aynı rüyayı tam 3 kez art arda görünce tası tarağı toplamış ve İbrahim Ağa rüyasının peşine düşmüş. Bağdat’a gelince ilk gördüğü bir handan içeriye girmiş ve bir masaya oturup heybesinden çıkardığı kuru ekmeğini yemeye başlamış. Bizim Takkeci İbrahim ağanın bu garip durumunu gören hancı dayanamamış ve iki salkım üzüm getirmiş. İki salkım üzümün kendiliğinden geldiğini gören bizim takkecinin içi sevinçten kıpır kıpır olmuş. Üzümleri yerken hancı dayanamamış sormuş ey yolcu nerden gelirsin nereye gidersin demiş?

Bizimkisi de gördüğü rüyayı anlatmış ve İstanbul’dan gelip geri İstanbul’a giderim demiş. Bunu duyan hancı gülmüş ve e be adam bir rüya için İstanbul’dan buraya gelinir mi hiç demiş. Bak ben İstanbul sur dibinde bulunan Takkeci İbrahim Ağa diye birinin kulübesinin altında gömülü iki küp altını hep görüyorum ama gidiyor muyum demiş. Bunu duyan bizimkisi olduğu gibi kalkmış ve hemen yola koyulmuş işte bizim meşhur Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri hikayesi böyle başlamış.

Topkapı Şehir Parkı’nın ortasında görmekte olduğumuz cami bu anlatılan caminin ta kendisidir.1591-1592 yıllarında yaptırılan caminin Mimar Sinan eseri olduğu tahmin edilse de, kapının üzerindeki kitabelere bakıldığında caminin Mimar Sinan’ın ölümünden 3-4 sene sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu camiyi eşsiz güzellikte kılan diğer bir detay ise camiye has eşsiz güzellikteki meşhur İznik Çinileridir. Birçok defa hırsızların hedefi olan camideki çini panolardan yüzlercesi çalınmıştır. Kimi kötü durumdaki panolarda yenileme çalışmaları sırasında alınmış ve yerlerine yenileri konulmuştur. Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri bizleri camiden içeri girdiğimizde karşılamaktadır. Caminin ana mekanı ve pencerelerin kemer tepelerine kadar olan kısımlar muhteşem eşsiz güzellikteki İznik Çinileri ile bezenmiştir. Yeşil, lacivert, parlak camgöbeği, narçiçeği kırmızısı renklerinin Hatayi ve Rumi desenlerle adeta hayat bulduğu pencere aralarına yapılmış vazolarla ve çiçek buketleri ile bezenmiş çini panolardan gözlerinizi ayıramamaktasınız.

Katmanlı Çini Nasıl Yapılır?

Türk kültürünün en önemli sanatsal parçalarından olan çini süsleme sanatı, farklı birçok tekniklerle yapılması ile birlikte kendi arasında çeşitlilik göstermektedir. Bu çeşitliliğin en güzel yanı ise, bu sanatsal değere ayrı bir zenginliğin katılmasıdır. Katmanlı çini sanatı da bunlardan birisi olup, bu yazımızda bu sanat nasıl yapılır? Sorusuna cevaplar vereceğiz.

Kültürümüzün en önemli sanatlarından birisi olan çini sanatı, farklı kullanım alanlarına sahip olmakla birlikte, yüzyıllardır kullanılan uygulamaların başında gelmektedir. Özellikle Selçuklu döneminin vazgeçilmezleri arasında yer alan çini sanatı, günümüzde usta ellerin özverisi ile eski güzelliğinden bir şey kaybetmeden devam etmektedir.

Katmanlı Çini Nasıl Yapılır?

Türk çini sanatının yeni tekniği olması sebebiyle, katmanlı çini nasıl yapılır? Sorusu ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Öncelikli olarak figür ve motiflerin belirlenmesi ile başlanılan çalışma sonucunda elde edilen motiflerin, pişirimi yapılmaktadır. Sonrasında ise renklendirmesi yapılan bu motifler, katmanı meydana getirecek motiflere göre çok daha geniş bir alan üzerine yerleştirilmektedir. Karo üzerine motiflerin yerleştirilmesi ve birleştirilmesi işleminden sonra, katman motifler ve karolar sırlanarak fırınlanmaktadır. Ufak tefek detaylandırılmalarında yapıldığı bu işlem sonrasında elde edilen çini, katmanlı çininin oluşumu anlamına gelmektedir.

Özetle toparlayacak olursak, var olan zemin üzerine farklı teknikler ve çini parçacıkları konularak oluşturulan, kabartma çini sanatı olduğunu söyleyebiliriz.

Farklı Bir Zarafet Sunuyor

Kabartma çinide diyebileceğimiz bu çinilerin imalatları, mekanlarınıza klasik çini sanatına bakarak farklı bir zarafet katıyor. Yeni çini sanatları arasında yer alan katmanlı çini, üniversitelerin güzel sanatlar bölümünde üzeri durulan konulardan birisidir.

Mekanlara ekstra bir görsel şölen sunan kabartma çini, klasik çini modelleri kadar tutulan uygulamalardan birisi olarak öne çıkıyor. Farklı birçok modelinin olması da, bu harika sanatın seçimi konusunda zorluk yaşamanıza neden olacak etkenlerden birisidir.

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde yapılan ve katmanlı çini tekniğinin kullanıldığı Bengü Çiçekleri çalışması, bu tekniğin duyulmasında önemli rol oynamıştır. Çininin yapım tekniklerindeki emek ve ortaya çıkan güzel ve sıra dışı görüntünün, kabartma çini tekniğinin çok yaygın hale geleceğine dair ipuçları da vermektedir. Bengü Çiçekleri çalışması, katmanlı çininin 3. Boyut bir tekniği olarak da ön plana çıkmaktadır.

Özel Yapım Çini Kase ve Tabak Modellerimiz ile Tanışın

Evinizde bulunan tabakların ve kaselerin sıradan ürünler olmadığını düşünün, tamamen size ait, size özel tasarımlarla bezenmiş, eşsiz ürünlere sahip olduğunuzu, neden farklı olmak varken sıradan olasınız ki bizler size en aykırı tasarımları sunuyoruz. Sizin için ürettiğimiz özel çini kase ve tabaklar ile tanışın.

Fark yaratan hizmet, müşteri memnuniyeti ve sunduğumuz kaliteli müşteri deneyimi ile ilk siparişinizi verin. Sadece bireysel kullanım için değil, müşterine daha iyi hizmet sunmaya çalışan konsept restoranlar için de tasarımlar ortaya koyuyoruz. El yapımı, tamamen özgün, tamamen size ait evinizin, mutfağınız genel konsepti ile uyum yakalayacağınız en özel ürünler, şimdi biraz daha detay sunalım.

Çini Kaseler

Özel üretim çini kaseler mutfağınızı, yemek masalarınızı bir adım öteye taşıyacak. Daha iyi bir görünüm, daha iyi bir yemek yeme deneyimi sunacak çünkü biz insanlar bütünden hoşlanırız. Küçük ayrıntılarla, ince ince dokunmuş, eşsiz ürünlerimizle size bütünden doğan güzelliği sunuyoruz. Kaselerimiz de birçok motif işliyoruz, işlediğimiz motifler kimi zaman çiçek desenleri, kimi zaman doğanın daha mikro ya da daha makro bir alanı olabiliyor.

Çini kase modelleri arasında incelemeler de bulunabilir benzer veya aklınızda oluşturduğunuz bir motifin, size özel tasarımını isteyebilirsiniz. Sınırların olmadığı bir dünyaya adım atın, sınır ancak hayal gücünüzle orantılı, biz sizler için her ürünü, her tasarımı hayata geçirebiliriz.

Çini Tabaklar

Kaseler ve tabaklarınız için aynı motifi isteyebilir ya da farklı motifler tercih edebilirsiniz. Çini tabaklar, tabak ölçüleri tamamen sizin kişisel tercihinize bağlı olarak tasarlanır. Tasarımın yayılacağı zemin, tasarımın boyutunu da yine bize iletebilirsiniz. Sizlere sunduğumuz bu özel ürünleri inceleyerek, daha detaylı bir fikir edinebilirsiniz. Özellikle çini tabak modelleri konusunda çiçek motifi çok rağbet görüyor. Elbette sadece bununla sınırlı tutmuyoruz farklı tasarımlara da çini ile hayat veriyoruz. Dekoratif düzen zevkinize göre modern, minimal, retro tasarımlar ortaya koyabiliriz. Siz isteyin, mavicini.com ekibi sizin için gerçeğe dönüştürsün. Vakit kaybetmeden bizimle iletişime geçin çünkü özel hissetmeyi, özel ürünlere sahip olmayı hak ediyorsunuz.

hemen-siparis-ver-1

Çini’de Lüster Tekniği

İslamiyet’in yayılması ve insanların refah seviyelerinin artmasıyla birlikte farklı sanat dalları ortaya çıkmış ya da mevcutlar biraz daha geliştirilmiştir. Seramik süslemede kullanılan Lüster tekniği de bunlardan birisi olup ilk defa Abbasiler döneminde görülmüştür. Irak civarında uygulanmaya başlanan bu teknik, çinicilik alanında gelişmiş olan Türkler tarafından da kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti ile birlikte Türklerin de kullanmaya başladığı tekniğin, farklı alanlarda kendini gösterdiği görülmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra ise beyliklerde daha sonra ise günümüzde kullanılmaktadır.

Lüster olarak bilinen teknikte yer alan sır üzerindeki boyaların renklerinin ve parıltılarının adeta bir altını andırması, bu tekniğe olan ilginin daha fazla olmasına neden olmuştur. Abbasilerle birlikte yaygınlaşmaya başlamış ve Endülüs Devleti ile birlikte Avrupa’nın farklı noktalarında görülmeye başlanmıştır. Daha sonra ise Kuzey Afrika başta olmak üzere dünyanın farklı noktalarında görüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.

Lüster Tekniği Nedir?

Çinicilik ve seramik süslemede kullanılan Lüster tekniği, adını kullanılan boyalardan almıştır. Sır üzerine uygulanan bakır ve gümüş oksit içeren boyaların bıraktığı etki, yanardöner şeklindedir. Batıda Lustre olarak bilinen teknik, dilimizde ise Perdah olarak kullanılmaktadır. Oldukça zahmeti olan bu işlem, uzun sürmektedir. Seramikte kullanılan hamurun bazen 2 bazen ise daha fazla fırınlanması dahi gerekebilir.

Buradaki temel amacın seramiklere daha güzel bir görünüm kazandırmaktır. Bunun için Lüster (cila) tekniğini doğru bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Temelde iki fırınlamanın olduğu tekniğin uygulandığı kısım ikinci fırınlamadır. Burada maden oksitleri sır üzerine sürülür ve harareti daha az olan bir fırınlama işlemi daha yapılır. Böylece sürülen metal oksitler kaplama şeklini alır ve seramikte altın, gümüş parıltısı elde edilmiş olur.

Lüster tekniği içerisinde kullanılan renklerin genellikle beyaz olduğu görülmektedir. Fakat farklı çalışmalarda altın rengi, kehribar rengi, turkuaz ve mavi rengin de görünüme zenginlik katmak amacıyla kullanıldığına sıkça rastlanmaktadır. Bunların haricindeki renklerin ise daha az kullanıldığı söylenebilir. Bazı müzelerde bulunan seramiklerde bu tekniğin kullanıldığı görülmektedir.

Victoria & Albert Müzesi Deposunda Bulunan İznik Çinileri

Avrupa’da 16. Yy’dan itibaren İznik Çinilerine ilgi artışı görülmüştür. Yurt dışına çıkan tüccarlar birçok çiniyi de beraberinde götürmüştür. Bu arada Anadolu’da Osmanlı devletinin meskenlerini süsleyen çiniler Türk sanatının zarafeti, renkliliğini, huzurunu, güzelliğe verdiği önemi yansıtan sanat eserlerinden olarak görülmekte. Bu nadide ve benzersiz eserler Avrupa’da artan doğu ilgisiyle birlikte Avrupa’ya taşınmıştır. Yüzyıllarca elden ele gezen ve antika değeri korunan İznik Çinileri 19.yy da Victoria and Albert Müzesinin kuruluşu ve bu eserleri sergilemesi sonucu gün ışığına çıkmıştır. Bu müzede sergilenen eserler Türkiye’de tarihi eser araştırmacılarının ve arkeologların takip ettiği, tanınan ve bilinen eserlerdir.

Victoria and Albert Müzesi, toplamda 414 adet farklı çini eseri bulundurmakta. Bir kısmı sergilenen çinilerin bir kısmı Blythe House’ta bulunan depolarda korunmakta.

Bir rastlantı sonucu Türk Araştırmacı Arkeolog Hayal Güleç tarafından keşfedilen 16. Yüzyıl İznik Çinileri yapılmakta olan araştırma çalışmasının yönünü değiştirdi. Bu sanat eserlerinin en dikkat çekici yönü Anadolu’daki tarihi meskenlerin duvarlarından aşırılmış olmaları. Araştırmanın başında müze yetkilileri araştırmanın yürütülmesine izin vermeseler de; Arkeolog Hayal Güleç bu gizemi çözmede her yola başvurmuş ve sonuçta zafere ulaşmış.

Üniversitede öğretim görevlisi olarak iş yapan Hayal Güleç çalışmalarını sürdürmek için ödeme alamamasına rağmen çalışmayı kendi imkanlarıyla sürdürmüş en başlarda tarihi eserlerin durumu belli olmasa da ipuçlarını takip ederek kimler tarafından toplandığını ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte kanıt yetersizliğinden Müze yetkilileri de iddiaları yalanlamış bu çinilerin kayıp eserler olduklarını kabul etmek istememişler. Daha sonradan çok eski belgeler arşivlerden çıkarılmış ve bu eserleri toplayan kişinin kimliği açıklığa kavuşmuş. Bundan sonra da müze ister istemez durumu kabul etmiştir. Çalışmalarını yazdığı tez vasıtasıyla duyuran Arkeolog aynı zamanda İznik Çinileri ile ilgili uzman görüşlerden biri olarak tanınıyor.

Eserlerin Ele Alınışı, İncelenmesi ve Araştırmanın Yürütülmesi

Victoria and Albert Müzesi eserlerin araştırılmasında belli bir prosedür izliyor. Araştırmacılar öncelikle gerekli izinleri alıp, evrakları imzalıyor sonrasında görevliler eşliğinde incelenecek eserle bir odaya alınıyor ve burada dokunmaksızın eserle ilgili izlenimlerini not alıyor. Odaya alınan sadece kağıt kalem ve bir bilgisayar. Araştırmacı eserin boyunu ve görünüşünü başka izlenimleri not ediyor. İzmir Çinileri içinse ait olunan eserin parçası daha sonra yerinde incelenerek kaynağı bulunuyor. Yapılar araştırılıyor ve sonuç olarak kataloglanıp değerlendiriliyor.

Araştırmanın diğer araştırmalardan farklı olan yönü, yüzlerce yazılmış kaynağın aksine saklı kalmış ve muhtemelen kalmaya devam edecek eserlerin ele alınışıdır.

İznik Çinileri

İznik, Milattan Önce 5. yüzyıla dayanan tarihi olan küçük sevimli bir yerleşim yeridir. Özellikle Osmanlıda 15. Yüzyılda gelişen ve bayındır hale getirilen İznik, çini ve seramik merkezidir.

16. Yüzyıl İznik Çinilerinin Özelliği

16.Yüzyıl, Osmanlının kültür ve sanat açısından zirve yaptığı bir dönemdir. Mimar Sinan ve Kanuni gibi iki büyük dehanın aynı ortak payda olan “sanatseverlikte” birleşmesi sonucu pek çok sanat eseri ortaya çıkmıştır.

Bu dönem çini eserlerinin ünlü bir sanat yorumcusu tarafından incelemesi şu şekildedir. “İnsanlık tarihi boyunca yalnız 4-5 asırda bir defa vücut bulan bir üslup olayı olarak, 16. Asır Osmanlı çini sanatı, üslup özelliklerinin önemi açısından milattan önce 4. ve 5. asır Yunan heykel sanatı üslubu ile yan yana konulabilir. Bu üslubun temel özelliği sonsuz mekanı temsil eden, beyaz önemsiz zemin üzerinde, parlak renklerle oluşan floral tezyinatın yavaş ve sakin hareketidir.” Bu yoruma göre Osmanlı Çinileri sakinliği, dinginliği, huzuru, dikkat çekiciliği, doğallığı temsil eder bir görünüm sergilemektedir.

Çinilerde genellikle çiçek, dalga, kaya, kalyon, balıksırtı, hayvan desenleriyle süslenir. Sır altı boyama tekniği ile dünyada benzersizdir. Mavi, yeşil, kırmızı gibi canlı renklerin kullanılması açısından benzerlerinden ayrılır. İznik çinisini ayıran bir diğer özellik sağlam bir şekilde günümüze ulaşmış olmasıdır.

16. Yüzyıl İznik Çinilerinin Mimaride Kullanıldığı Yerler

16.Yüzyıl mimarisinde binaların ve yapıların içi ve dış kaplamasında kullanılan İznik Çinileri genellikle şu yüzeylerin kaplamasında kullanılırdı; Duvarlar , pencere ve kapı alınlıkları, kemer, payanda ayakları, fil ayakları ve küresel bingilerde çini süslemeler kullanılırdı. Tavan kaplamalarında ve zemin kaplamalarda çini süslemeye rastlanmaz. Tavan kaplamalarda bulunmamasının sebebi çinilerin köşeli ve parçalı yapıları sebebiyle derinlik hissini kaldırmasındandır. Bunun yerine çizim ve resimler tavan süslemesi olarak kullanılırdı.

Victoria and Albert Müzesindeki İznik Çinilerin Özellikleri

Çini Numarası:31

Müzeye Geliş Tarihi:1892

Ölçü:26*20 cm

Motif: Desenin merkezinde rumilerle bezeli şems formu bulunur. Şemsin etrafında sazlar, hatai motifi, spiraller, rumi motifi yer alır. Ulama tarzında yapılmış bu eser diğer seramiklerle birbirini tamamlama özelliği taşır.

Getireni belli olmamakla birlikte müzenin arşivinde yer almaktadır.

 

Çini numarası 35

Müzeye Geliş Tarihi:1897

Müzeye Geliş Yolu: Antoin Brimo ve Kevork Ispenien isimli bir sanat simsarı tarafından olmuştur.

Ölçü:25*25 cm

Motif: Kenarda yarım şekilde çizilmiş şemse formun içi rumi motiflerle bezenmiştir. Köşede rumi ve kıvrık dal motifleri kullanılmıştır. Hatai motifiyle sınırlandırılmış ve ayrılmış alanların kenarı yaprak motifleriyle detaylandırılmıştır.

Tarihi eserlerin durumu

Bugüne kadar sorunsuz gelmiş olan İznik Çinileri Victoria and Albert Müzesinde depolarda titizlikle korunmaktadır. Araştırmanın başında da görüleceği üzere 16. Yy İznik Çinilerinin saklı kalması tercih edilmiş. Asırlar sonra ortaya çıkan bu seramikler geçmiş dönemde birçok caminin, sarayın, binanın duvarlarını süslemiştir. Muhtemelen çoğunlukla İngilizler tarafından Avrupa’ya taşınan bu eserler hak ettikleri ilgiyi görmek üzere Londra’nın merkezinde müzede sergilenmeye devam ediyor.

İsmi geçen 46 eserin bir kısmı hangi yapılara ait oldukları araştırılıp açıklığa kavuşmuştur. Kalanları ise araştırılıp keşfedilmeyi bekliyor.

Çini Eserlerimizin Türkiye’de Bulunduğu Müzeler

Anadolu Selçuklu Dönemi’nin en gözde sanat dallarından biri olan çini sanatı, toprağın pişirilip sırlanmasından oluşmaktadır. Büyük emek ve sabır isteyen bu sanat dalında ortaya konan eserler, her zaman büyük hayranlık uyandırmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde dış süslemeler ile başlayan çini sanatı, o günden bugüne Türk mimarisinden, yemek tabaklarına kadar gündelik hayatın içine girmiştir.

Özellikle saraylarda, türbelerde ve camilerde sıklıkla kullanılmış, Türk mimarisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çini sanatçılarının kendi hayal güçlerine göre şekillenen çini sanatı, mimari dışında mücevher parçalarında, vazolarda, yemek takımlarında ve daha birçok alanda kendini göstermiştir. Çini sanatının çıkış zamanı Karahanlılar zamanında olup, Selçuklular döneminde zirveye ulaşmıştır.

Günümüzde de hala popülaritesini koruyan çini sanatı, üniversitelerin güzel sanatlar bölümünde ve çeşitli kurslarla hala yaşatılmakta ve sevilmekte olan bir sanat dalıdır. Zarif desenleri, doğanın içinden gelen renkleri ile tüm dünyada büyük beğeni toplayan çini sanatı, bütün sanat dalları içinde özel bir yere sahiptir.

Osmanlı Döneminden beri oluşturulan çini eserlerimiz, ülkemizde birçok müzede ve belirli yerlerde sergilenmektedir. Bu çini eserlerinin sergilendiği yerler sırasıyla şunlardır; Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Çinili Köşk Müzesi, Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi, Kütahya Çini Müzesi, İstanbul Pera Müzesi ve İstanbul Sadberkhanım Müzesi,

Yıldız Çini Fabrika Hümayunu, İstanbul Rüstem Paşa Camisi, İstanbul Ayasofya 1.Mahmut Kütüphanesi, İstanbul Süleymaniye Cami, Bursa Şehzade Mehmet Türbesi, Bursa Yeşil Türbe, İznik Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı, İznik Süleyman Paşa Medresesi, Kütahya Çiniciler Çarşısı’dır. Aynı zamanda Konya Büyükşehir Belediyesi Çini Atölyesi ile İstanbul Eyüp Belediyesi Çini Atölyesi’nde de günümüze kadar gelen çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Çini Sanatı Nasıl İcra Edilir?

Toprağın sırlanarak, nakışlanması sonucunda ortaya çıkan çinilere, pişirme işlemi gerçekleşmeden önce şekil verilmektedir. Çini desenleri ise pişirilmeden sonra uygulanmaktadır. Çini eserlerinin doğuş yeri Çin olup, Türklerde çini sanatının gelişmesi 7. ve 8. yüzyıllar arasında olmuştur. Çini sanatının yapım aşamasında, astarlama, renk verme, sırlama ve fırınlama işlemleri bulunmaktadır.

Çinilerin yapımında öncelikle tebeşir, kum ve kaolen gibi benzeri maddelerle toprak hamuru yapılmaktadır. Çamur kıvamına gelene kadar karıştırılan bu toprak hamuru, daha sonra bir süzgeç yardımı ile temizlenmektedir. İçeriğinde bulunan taş ve diğer yabancı maddeler ayrıştırıldıktan sonra çini hamuruna şekli verilmektedir.

Şekil verildikten sonra kurumaya bırakılan çinilere, iyice sertleştikten sonra beyazlaması için astarlama denen işlem yapılmaktadır. Astarlama işleminin sonunda ise çiniler 900 derecelik fırınlarda yavaş olarak 24 saat pişirilmektedir. Pişirme işleminin sonunda ise pişen çini parçaları zımparalanarak, çini desenleri oluşturulmaktadır. Desenlerin oluşması bittikten sonra çiniler sırlanıp, tekrar pişirilme işlemine geçilmektedir.

Çini Sanatında Kullanılan Teknikler

Çini sanatının icrasında bir takım farklı teknikler uygulanmaktadır. Bu teknikler sırası ile şunlardır;

1 – Sır Üstü ve Sır Altı Tekniği

Çinilerin sırlanması işleminin pişirmeden önce yapılmasına sır üstü, pişirme sonrası yapılması ise sır altı tekniği isimlerini almaktadır.

2 – Lüster Tekniği

Çinilerde madeni renkleri elde etmek için kullanılan bir tekniktir.

3 – Minai Tekniği

Minai tekniği, tek renkli desensiz çiniler oluşturmak için kullanılan bir tekniktir.

4 – Lacvardina Tekniği

Çinilerin hem tek renkli, hem de desenli olmaları için uygulanan tekniğe verilen isimdir.

5 – Renkli Sır Tekniği

Renkli sır tekniği, çini süslemelerinin çinkolu saydam olmadan doğrudan renkli sırlarla yapılmasıdır.

6 – Perdah Tekniği

Perdah tekniği, çini yapımlarında sır üstü olarak uygulanmaktadır. Renksiz, saydam ve astarlı sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süslemeler yapıldıktan sonra, çinilerin fırınlanması işlemine perdah tekniği denilmektedir.

7 – Mozaik Çini Tekniği

Sır altı tekniği yardımıyla hazırlanan mozaik çini tekniğinde, renkli sıra batırılan çini parçaları istenen boyutlarda kesildikten sonra birleştirilmektedir.

8 – Sır Altına Boyama Tekniği

Sır altına boyama tekniğinde, oluşturulan çini levhalara astar çekildikten sonra, istenen dış çizgiler çizilerek, içleri renklerle boyanmaktadır. Bu şekilde hazırlanan çini levhalar sırlandıktan sonra fırınlama işlemi yapılmaktadır.

Çini Sanatı Nedir, Nasıl Yapılır?

Estetik söz konusu olduğunda çini mükemmel bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Göze hoş gelen motiflerle bezeli olan çini sanatı, her zaman popüler olmayı da başarıyor! Peki çini sanatı nedir? Görsel estetik açısından muhteşem görünme sahip olan çini sanatı Osmanlı’da nasıldır? Yine geçmişten günümüze kadar uzanan süreç içerisinde çini sanatının gelişimi nasıldır? İşte bu sorulara dair merak edilen tüm ayrıntılar!

Çini sanatı nedir? Şekil verilmeye müsait toprağın işlenerek eşyalar üretilmesine çini sanatı denir. Tam olarak geleneksel bir Türk el sanatı olan çini; birbirinden farklı motiflerin ve şekillerin renklendirilmesiyle elde edilen bir sanat ürünüdür. Özellikle yaşam alanlarının nitelikli bir düzeyde görselliğe kavuşması noktasında çiniler oldukça başarılı olan aksesuarlardır. Dolayısıyla günümüz koşullarında çini sanatına olan ilgi de her geçen gün itibariyle artış göstermektedir.

Osmanlı’da Çini Sanatı Nasıldır?

Elbette ki Osmanlı da çini söz konusu olduğunda bambaşka renkler ve motifler karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Osmanlı mimarisinde çini sanatının izlerine sıklıkla rastlamak da mümkün olmaktadır. Osmanlı döneminde İznik çiniciliğin merkezi konumunda yer alan bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine Kütahya bölgesinde de Osmanlı döneminde etkili bir düzeyde çini yapılmaktadır. Bu döneme ait çini eserlerinde daha çok turkuaz, yeşil, lacivert renk tonları hakimdir. Yine kırmızı ile kahverengi tonlarına da Osmanlı döneminde sıklıkla rastlandığı bilinmektedir. Osmanlı döneminde kobalt mavisi, firuze, patlıcan moru renklerinin de çinilerde rastlandığını ifade edebiliriz.

 Renkli sır tekniği kullanılarak yapılan çinilere Osmanlı döneminde sıklıkla rastlamak mümkün olmaktadır. Bu tekniğe örnek olarak verilebilecek çini eserlerini ise Yavuz Sultan Camisi ve Türbesinde görebiliriz. Yine Bursa Yeşil Cami ve Türbesi ile Topkapı Sarayı’nda da sır tekniği kullanılarak yapılan çinileri görebilmek mümkündür. Osmanlı döneminde kırmızı sır altı İznik ve Kütahya çinilerine de sıklıkla rastlarız. Kırmızı sır altı çinilerde beyaz renk hamur üzerine sır altı tekniği uygulanması söz konusu olmaktadır. Kırmızı sır altı çini örneklerine de Rüstem Paşa Camisi’nde rastlamak mümkündür.

Türklerde Çini Sanatı

Tam olarak Türk el sanatı olarak tanımlanan çini , Türklerin estetik anlayışını yansıtan sırlı bir sanattır. Türklerde çini Orta Asya’dan günümüze kadar uzanan Türk tarihi boyunca rastlanan bir sanat alanıdır. Türk İslam devletlerinin hemen hemen tamamında çini etkili bir şekilde yapılmaya devam etmiştir. Selçuklular döneminde etkili bir şekilde gelişim gösteren çini sanatı, hem malzeme hem de teknik bakımından gelişim de göstermiştir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde daha çok dini yapılarda çini sanatının izlerine rastlamak mümkün olmaktadır.

Mozaik çini tekniği Anadolu Selçuklu döneminde çini sanatının merkezinde yer almıştır. Bu tarzda yapılan çiniler daha çok yıldız, altıgen, haçvari ile kare gibi geometrik levhalar halinde tasarlanmıştır. Perdah tekniği de Anadolu Selçuklu döneminde etkili bir şekilde kullanılmıştır. Bu tarz çinilerde soyut bitkisel motiflerle birlikte farklı geometrik kompozisyonlara da rastlamak mümkün olmaktadır. Osmanlı döneminde altın devrini yaşayan Türk Çiniciliği, bu dönemde pek çok mimari eserde sergilenmeye de başlanmıştır. Bu dönemde iç ve dış mimari eserlerde çini izlerine rastlamak mümkün olmaktadır.

Günümüzde Çini Sanatı

Çini insanın ruhuna hitap eden ve dinlendirici etkisiyle ön plana çılan bir sanattır. Dolayısıyla günümüz koşullarında çiniye olan ilginin etkili bir düzeyde artış gösteriyor olması da gayet olağandır. Mükemmel bir estetik değer olarak tanımlanan çinilere günümüz itibariyle de yoğun bir şekilde ilgi gösterilmektedir. Günümüzde çini her zaman ilgi gören bir sanat olarak karşımıza çıkıyor. Böylece çini eserlerinin sergilendiği özel koleksiyonlara da sıklıkla rastlamak mümkün oluyor.

Geçmişten günümüze kadar uzanan süreç içerisinde İznik ve Kütahya çiniciliğin önemli bir merkezi olarak tanınıyor. Yine İstanbul başta olmak üzere ülkemizde pek çok şehirde çini üzerine pek çok farklı etkinliğin yapıldığı da biliniyor. Bununla birlikte özel atölyelerde ve Halk Eğitim Merkezlerinde de çini eğitimleri veriliyor. Günümüzde çini ününü tüm dünyaya yaymayı başarmış olan bir sanat dalı olarak karşımıza çıkmaktadır!

    Adres

    Cevizlidere Mahallesi, 06580 Çankaya/ANKARA

    Telefon

    +90 542 243 25 58

    E-Posta

    info@reyhancini.com