Editör | Reyhan Çini

Tüm İçerik: Editör

Konya Sahip Ata Camii Çinileri

Camii Çini süslemeleri Osmanlı Döneminden itibaren günümüze kadar sürdürülmüş bir gelenektir. Yapılarda, süs eşyalarında, duvar eşyalarında ve duvarlarda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Camii çinileri Osmanlı Döneminden şimdiye kadar başarılı bir şekilde saklanmıştır. Eski camii gezilerinde gözünüze çarpan muhteşem görünüme sahip desenlerin çoğu çini süslemeleridir.

Bu yazımızda Sahip Ata Cami diğer adıyla Larende Camii olarak bilinen camiindeki süslemeleri inceleyeceğiz. Bu camii Konya Surunun sınırında bulunan Larende Kapısı karşısında olduğu için ikinci ismi buradan gelmektedir. Yapımı ise 1258’e dayanmaktadır. Yapılan restorasyonlar ile camii büyük değişiklikler geçirse de çini süslemeleri hâlâ ilk halindeki gibi durmaktadır.

Giriş Tarafında Çini Süslemeleri İle Karşılaşıyoruz

Birçok camii örneğinde karşılaştığımız gibi Sahip Ata Camii Çinileri de bizleri girişte karşılamaktadır. Mihrap ekseninde birbirinden güzel tasarımlar ile oluşturulmuş çiniler bulunmaktadır. Bu giriş yeri hem cemaat hem de imamların giriş yeridir. Dolayısı ile ayrım yapılmadan herkes aynı çinileri görerek camiiye girişini sağlamaktadır.

Çini Süslemeye Sahip Olan Bölümler

Konya Sahip Ata Camii içerisinde çini süslemelerine sahip olan bölümler bellidir. Bunlar taç kapı, minare ve mihrap üzerlerinde yer almaktadır. Taç kapı içerisinde sırlı ve sırsız olmak üzere iki çeşit tuğla kullanılmıştır. İki adet pano da süslemelere dahil edilmiştir. Pano üzerinde bulunan yazılar ise patlıcan moru rengine sahip çiniler ile süslenmiştir. Böylece yazılar estetik bir görüntüye sahip olmuştur. Bunun en büyük yardımcısı ise çini süslemeleridir. Panolarda yer alan “Ali” ve “Ebu Bekir” yazılarının yerleri arasında kalan beyaz alçı kısmı ise mozaik çini desenleri ile süslenmiştir. Kullanılan renkler sayesinde hem yazılar daha belirgin, hem de güzel bir görünüş sağlamaktadır.

Minare Gövdesindeki Çini Süslemeler

Camii minaresinde yine mozaik çini süslemeleri yer almaktadır. Fakat minarenin tümü sırsız tuğla ile dizayn edilmiş. Yapılan restorasyonlar ile sırsız tuğlaların rengi kiremit kırmızısı rengine dönüştürülüp farklı ve güzel bir görüntü edilmişe benzemektedir. Canlı olarak gördüğünüz zaman yine kendinizi eski zamanlara gitmiş gibi hissedeceksiniz. Geometrik olarak sıralanan tuğlaların arasında belirttiğim üzere mozaik renkteki çini desenleri sığdırılmıştır. Tüm minare boyunca bu geometrik uzantı devam etmektedir.

Son olarak kubbe ve mihrap içerisinde yer alan mozaik renkteki çiniler gözleri boyamaya devam ediyor. Mihrap içerisi tamamen tek renk sırlı çini ve mozaik renkteki çiniler ile beraber lüster tekniği dahil edilerek tasarlanmış. Kakma tekniğini de görebileceğiniz mihrap, bakıldığı zaman ihtişamlı bir görüntü oluşturmaktadır. Sahip Ata Külliyesi içerisindeki tüm çiniler bu şekilde yer almaktadır.

XVI. Yüzyılda İznik Çini Desenlerinde Renklendirme

 İznik çini desenleri ve renklendirme işleminin dünyaca beğenilen bir üne sahip olduğu kesinlikle yadsınamaz bir gerçektir. Günümüz teknolojik imkanlarına rağmen Osmanlı döneminde üretilen kalitedeki çinilerin elde edilememesi ise bizleri hala şaşırtan bir durumdur. Bir başka dikkatleri çeken husus ise yine Osmanlı dönemine ait İznik Çini ve Seramiklerindeki üslup, motif, kurgu ve eşsiz kompozisyonlardır.

XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar belirlenen tarihte çok renkli bir boyama tekniğinin kullanıldığı görülmektedir. Fakat bu boyama tekniği sıradan yapılmış bir teknik değil, kesinlikle belli bir düzen ve sıraya göre yapılmıştır.

Çini desenleri ve renklendirme

Çini desenleri ve renklendirme yapılırken şeffaf tonda olan renksiz sırın alt kısmına ana renk olarak siyah, firuze, rölyef, kobalt mavisi, kırmızı ve yeşil renklerin kullanıldığı bilinmektedir. Boyama esnasında boş kalan kısımlar ise beyaz rengi oluşturmuş olmaktadır. İnsana hayret veriyor bu kadar az bir renkle o birbirinden güzel şaheserler nasıl meydana geliyor diye.

Siyah renk genellikle çok ince çizgiler halinde olacak şekilde kontürleme işlemi amaçlı kullanılmıştır. Bunun haricinde çok nadir birkaç eserde bizatihi kendi rengi olarak kullanılması tercih edilmiştir.

Firuze, yapılan çalışmalarda fazlasıyla tercih edilen özel bir renk olarak dikkat çekmektedir. Genelde zemin desenlerinde kullanımı tercih edilmiştir. Fakat bunun yanında bazı natüralist üslup motiflerinde de kullanımı tercih edilmiştir.

Kobalt mavisi rengi ise genelde zeminlerde koyu renk olarak, motiflerde ise açık renk olarak tercih ediliştir. Ayrıca kobalt mavisi kontürleme işleminde de yer yer kullanılmıştır. İznik çini desenleri ve renklendirme için tercih edilen en önemli renklerden birisidir kobalt mavisi.

Kırmızı rengin seramik işçiliğinde elde edilmesi gerçekten oldukça zor bir iştir. Kırmızı rengi XVI. Yüzyılda en başarılı bir şekilde elde edilebilmiş ve rölyef biçiminde kabartma şeklinde çiniler üzerinde uygulanabilmiştir. Bu zor elde edilişinden dolayı kırmızı renk İznik Çinilerinin adeta bir imzası haline gelmiştir.

Yeşil renk daha çok varlığını yaprak desenli motiflerde göstermiştir. Zemin rengi olarak veya farklı türdeki kullanımı diğer renklere göre oldukça azdır.

Bu renklerin haricinde İznik çinilerinde karşımıza birde kahverengi çıkmaktadır. Kullanımı çok kısıtlı olan bu renk daha çok ağaç gövdesi çiziminde tercih edilmiştir.

Rüstem Paşa Camii’nin Muhteşem Çinileri

Rüstem Paşa Cami Çinileri geçmişten günümüze gelen ve canlılığını neredeyse hemen hemen ilk günkü gibi korumayı başarmış ender çinilerdendir. İstanbul Tahtakale de bulunan bu görkemli camiye gittiğinizde gerçekten Mimar Sinan’ın hayranı olmamak elde değil diyeceksiniz. Çünkü camiyi görür görmez estetiğine ve kubbelerin harika görüntüsüne hayran kaldım. Bu güzel camiyi gidip gezmiş birisi olarak sizlere tavsiyem kesinlikle İstanbul’a gittiğinizde bu güzel camiyi de ziyaret etmeniz olacaktır.

Bu eşsiz camiyi gezen birisi olarak hakkında az bilgi vermek istiyorum. Rüstem Paşa Camii Enderun mekteplerinde yetişen ve devletin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra, devrin azametli sultanı Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın eşi Damat Rüstem Paşa adına inşa edilmiştir. Bu eşsiz yapıtı gezerken böyle bir güzel eseri yapsa yapsa ancak Mimar Sinan yapar diyorsunuz. Caminin duvarlarından adeta mimar Sinan’ın sanatı fışkırıyor.

Rüstem Paşa Camii içerisinde dikkatimi çeken bir başka husus ise caminin sekizgene benzemesi oldu ve yine alt kısmı dükkan olarak tasarlanmış. Bu dükkanlardan elde edilecek gelir de camiinin giderleri için kullanılmaktaymış. 1560’lı yıllarda bunların düşünülmesi insanı gerçekten hayretler içerisinde bırakıyor. Cami şeklinden dolayı yapıldığı dönemde epey bir eleştiri almıştır. Bunun üzerine Mimar Sinan caminin iç mekanını bir benzeri olmayan eşsiz güzellikteki çinilerle öyle bir donatmış ki, bulunduğu devrin en gösterişli camisi haline gelmiş. Mimar Sinan devrindeki Osmanlı çini sanatının eşsiz örnekleri olan çinileri İznik ve Kütahya yörelerinden getirtmiştir. Ağırlıkla mavi renk olarak tercih edilen çiniler üzerine ise çiçek motiflerinden tutunda soyut şekillere kadar çok farklı türde desenler çizilmiştir.

Böylece Rüstem Paşa Camii çinileri yapıldığı dönemden günümüze hala da adından söz ettirmektedir. Çinilerdeki estetik ve birbiri ile olan uyumu insanın gözüne ve zihnine ayrı bir ferahlık sunuyor. Caminin bir başka estetik güzelliği ise altı dükkan olarak tasarlandığından dolayı iç kısma yan taraflardaki merdivenlerden çıkıyorsunuz. Merdivenlerden çıkınca sizi küçük ve şirin bir avlı karşılıyor. Rüstem Paşa Cami’nin en görkemli kısmını ise sekiz köşeli fil ayağı ile desteklenmiş devasa kubbesi oluşturuyor.

Türkiye’de Çini Sanatı

Zarif, şık aynı zamanda tarihi bir işleme olması nedeniyle çini sanatı pek çok alan için uygun olan süsleme yöntemidir. Türkiye’de olan bu sanat etkisini sürdürmektedir ve özellikle seramik işleme sanatı olarak çini işlemeleri süs eşyalarında uygulanmaktadır. Türkiye’de çini sanatı hakkında bilgi almak, aynı zamanda da çini sanatı ile kimlerin uğraştığını ve nerelerde bu yöntemi öğrenebileceğinizi araştırarak kararınızı verebilirsiniz.

Çini Sanatının Önemi

Yüzyıllardır varlığını koruyan ve pek çok sanatın üstünde ilgi görmektedir. Ancak son yıllarda ücretsiz olan bu kurslar halk eğitim merkezlerinde veriliyor. Bu sanatın önemini yeniden kazanması ve sürdürülmesi kurslar sayesinde mümkün oldu. Özellikle seramik tabak, sürahi, vazo ve çeşitli süslemeler için uygulanan çini sanatı Türkiye’de yeniden hak ettiği öneme sahip olmaya başlıyor.

Mavi ve canlı tonlarda yapılan işlemelerle hayatınızın olumlu olarak değişmesini sağlayan çini sanatı genellikle cami, medrese ve pek çok mimari yapının inşasında kullanılan bir süslemedir. İç ferahlığı sağlanması ve uygulama esnasında da kişinin kendini huzurlu ve mutlu hissetmesi bu sanatın devam ettirilmesinde en önemli etken olacaktır. Çini sanatı hem Osmanlı ve İslami motiflerin simgesi haline gelmiş hem de yüzyıllardır mimarilerin en önemli süsü olarak görülmektedir. Bugün de Osmanlı ve Türkiye olarak çini sanatına değer veren bir millet olarak bu geleneğin ve motiflerin sürdürülmesi için gerekli özeni ve gayreti göstermekteyiz.

Çini Öğrenmek İstiyorum

Hayatınız boyunca yeni bir iş öğrenmek ve yeni bir ilgi alanı oluşturmak istiyorsanız çini hem iyi bir meslek hem de kendinizi rahatlatabileceğiniz bir iş olacaktır. Çini öğrenmek istiyorum diyorsanız hemen bulunduğunuz şehirde halk eğitim merkezlerinde bu sanatı öğrenebilmeniz mümkün. Size en yakın konumda bulunan halk eğitim merkezine başvuru yaparak bu sanatı ve sanata verilen önemi daha da yakından görebilirsiniz. Modern dokunuşlarla sanatı ve ne kadar geliştiği, iyi bir usta olmak için neler yapmak gerektiği konusunda bu kurslar vasıtasıyla yeterince bilgi sahibi olacaksınız.

Çini işleme sanatı pek de kolay değildir. Gerekli aşamalar için özenli davranmak gerekmektedir. İyi bir çini ustası tarafından almış olduğunuz dersler ile bir dönem boyunca sanat hakkında çok şeyi öğrenecek ve kendinizi geliştirebileceksiniz. Mavinin huzur veren sakinliğini yalnızca mimari yapılarda değil evinizde ve ev süslemelerinin yanı sıra ofis süslemelerinde de elde edebilirsiniz.

Çini’de Perdah Tekniği

Çini yapımı Anadolu Uygarlıklarından başlayarak tüm dünyaya yayılmış bir sanattır.

Çinicilik ile uzun yıllar dekoratif alanlarda sayısız eserler yapılmıştır. Çini yapımı tarihi çok eskiye dayanması nedeniyle günümüze kadar çini sanatında farklı teknikler geliştirilmiştir. Çinicilik her dönem kendisini geliştirerek günümüze kadar gelmiştir.

 

Çini yapımı ve Perdah Tekniği

Çini sanatının diğer boyama türlerinden çok daha üstün olmasının temel nedeni, bu sanat yapılırken kullanılan tekniklerdir. Çini yapımı sırasında uygulanan perdah tekniği de bunlardan birisi olup, son derece olumlu sonuçlar alınmasında etkilidir. Bir sır üstü tekniği olan perdah, aynı zamanda lüster ismiyle de bilinir. Selçuklular ve daha öncesinde kullanılmaya başlanan bu teknik, Osmanlılar zamanında çok daha profesyonel olarak yapılmaya başlanmış ve buna bağlı olarak ortaya çok daha özel ürünler çıkmıştır.

Bilindiği gibi çini porselen üzerine yapılan bir sanattır. Porselenler ise pişmiş çamurdan elde edilir. Perdah, bu çamurun oluşturulması sürecinde kullanılan bir tekniktir. Bundan dolayı porselenin içine kadar işlediği ve sıradan boyama işlemlerinden çok daha güzel bir şekilde göründüğünü söylemek kesinlikle yanlış olmayacaktır.

 

Seramik yapımında kullanılacak çamur özenli bir şekilde hazırlandıktan sonra fırınlanır ve pişmesi sağlanır. Bu aşamadan sonra ise çini perdah tekniği uygulanır. Bu teknik, porselenin istenilen renkte ya da saydam olan sır ile sırlanıp fırınlandıktan sonra özel süslemelerin yapılması işlemidir. Bu işlemde altın yaldızlı süslemeler veya gümüş rengi kullanılır. El ile yapılan özel çalışmalar sonrasında bir kez daha fırınlama işlemi yapılır. Bu aşamada ise seramikler tam olarak pişirilmez ve daha az hararetli bir fırına konulur. Dumanlı olan bu fırında seramikler bir süre kaldıktan sonra işlem tamamlanmış olur. Böylece özel olarak yapılan süslemeler, metalik bir görüntüye bürünür ve bu da ürünün genel görünümünü fazlasıyla etkiler. Madeni parlaklık kazandırılan ürünler, farklı alanlarda kullanılır ve kullanılan alanın havasını baştan aşağıya değiştirir. Bu sebeple çini yapımı günümüzde de yoğun ilgi görmektedir

Çini perdah tekniğinin çini yapımı kadar eski bir tarihi vardır. Günümüzde halen etkin bir şekilde kullanılır. Bu tekniğin en önemli özelliği kalıcı olması ve uygulandığı ürüne madeni bir görünüm kazandırmasıdır. Söz konusu durum ise çini yapılan ürünü fazlasıyla etkiler. Günümüzde bu tür ürünler, farklı mimari yapıların süslenmesi için kullanıldığı gibi ev veya işyerlerindeki ürünler üzerinde de kullanılabilir. Sitemizde yer alan bazı ürünlerde perdah tekniği kullanılmış olup, bunlardan istediklerinizi sitemiz üzerinden sipariş ederek, istediğiniz alanlarda kullanabilirsiniz.

Çini’de Ajur Tekniği

Yedi farklı maddenin yabancı maddelerinden ayrıştırılarak hamur haline getirilmesi çini sanatının ilk aşamasını oluşturur. Sonrasında çini ustaları tarafından diğer aşamalar da başarı ile gerçekleştirilmektedir. 12. yüzyıldan bu yana süregelen çini sanatı büyük bir sanattır. İfadenin güçlülüğü açısından başarıyı elde etmesi mucizevi bir şeydir.

Çini ustaları özellikle doğa ve geleneksel bilgi içeren ellerle uygulamaktadır. 16. yüzyıldan itibaren çok daha yaygın olarak sıraltı tekniği kullanılmaya başlamıştır ve bu teknik çamur reçetesine göre hazırlanarak hamur oluşturulur. Hamur şekillendirilmesi üzerine astar sürülür ve kurutulur. Çini de ajur tekniğine sıra gelir. Pişirilen çini tasarımı pürüzsüz bir yüzey elde edilerek ajur tekniği ile delinir. Hazırlanan desenler kömür tozu ile yüzeye aktarılır. Yani tahrirli bölgeyi siyah boya fırçası kullanılarak çizmek mümkün olur. Sonraki aşamada boyanır. Son olarak seramiğin üzeri sır ile kaplanır ve 950 derece sıcaklığa sahip fırında ikinci kez pişirme işlemi gerçekleştirilir.

Çini süslemelerinde pek çok modern çizim ve inançları simgeleyen geometrik semboller de bu sanatta işlenmektedir. Sanatın işlenmesi ve süslemelerin bitkisel ürünlerle zenginleştirilmesi aynı zamanda hayvan figürlerinin değişik renk pozisyonları oluşturularak işlenmesi oldukça önemlidir.

Ajur Aşaması Nasıl Yapılır?

Çini sanatında işleme yapılacak olan ürünün hazır hale getirilmesi ile birlikte boyama ve işleme geçmeden önce öncelikle desen oluşturulmaktadır. Astarlanmış olan ürün bu yöntemle işlenmeye başlanabilmektedir. Öncelikli olarak motif bir kağıt üzerine delikler oluşturularak çizilir ve bu delikler daha sonra uygulamanın yapılacağı maddenin üzerine lacivert veya siyah boyalar ile geçirilir. Daha sonra desenin oluşturulması tamamlanır ve süslemesi işlenmeye devam eder. Ajur tekniği motifin ve desenin işlenmesi açısından en önemli yöntemlerden bir tanesidir.

Çini de ajur tekniği kullanılarak tüm yüzeylere uygulaması gerçekleştirilebilir ve kusursuz sonuç elde edilebilmesi mümkün hale gelir. Ajur tekniği uygulandıktan sonra boyama aşamasına geçilir ve en son olarak yüzeye tamamen boyamanın yapılması ve sırlama işlemi sonrasında fırınlama tekrar yapılır. En iyi şekilde ve en son olarak çini tamamlanmış olur. Çini ustaları tarafından çini uygulamalarında kullanılan yöntemler, teknikler, aşamalar ile ilgili detaylı bilgiler sizlere verilir ve işlem sırasında bu yöntemleri teker teker kullanarak en iyi çini tasarımlarını oluşturabilirsiniz.

Sevres Cite de la Ceramique Müzesinde, 190 Parçalık Çini Eserleri

Sevres Cite de la Ceramique müzesi Fransız bilim adamı Alexandre Brongniart  tarafından 1824 yılında Paris’in Sevr banliyosünde kurulmuştur. Burasının mimarisi hala korunmakta ve dış görünüşüyle de ilgi çekmektedir. Ayrıca tarih boyunca bilinen en eski Seramik müzesi olarak bilinmektedir. Müzede,  Avrupa ve Asya motiflerine sahip ve yaklaşık olarak 19. Yy da yapılan yapıtlar sergilenmektedir. Kurulduğu günden bu yana eserlerin sayısı çoğalmakta olup günümüzde yaklaşık 5 bin objenin bulunduğu bildirilmiştir. Bu yapıtların arasında yaklaşık 190 parçadan oluşan çini objelerde yer almaktadır:

Müzede Yer Alan Çiniler Hakkında

Müzede her seramikler, tablolar, devasa boyutlarda porselenden yapılan vazolar yer alıyor. Her bir kategori ayrı bir bölümde yer alıyor. İznik çinileri diğer tüm ürünler gibi cam dolapların arkasında sergilenmekte ve giriş katında sağ taraftaki oda yer alıyor. 190 parçadan oluşan bu koleksiyonda el işçiliğinin benzersiz örneklerinden olan çini tabaklar, şekerlikler, kavanozlar ve maşrapalar yer alıyor. Bu çinilerin her biri farklı dönemlere ait eserlerdir. Osmanlı Döneminden Cumhuriyet’in ilanına dek farklı yıllarda yapılmış bu çiniler hala ilk günkü gibi kusursuz bir şekilde dayanaklılığını korumakta ve en ufak bir yıpranma dahi oluşmamaktadır. Yapılan sayısız inceleme sonucunda tüm eserlerin orijinal olarak tespit edilmesi sayesinde çok daha fazla ilgi çekmektedir.

Gerek kurucunun gerekse Fransız koleksiyonerlerin topladığı çini eserlerin her biri büyük bir itina ile müzeye getirilmiş ve o günden bugüne dek de aynı özenle korunmuştur.

Müzenin Önemi

Binlerce ürünlerin yer aldığı müze aynı zamanda Sevr Antlaşması’nın yapıldığı yer olduğu için tarihi açıdan çok önemli bir yerdir:  Her ne kadar antlaşmanın yapıldığı yer şu an seramik, porselen ve farklı şekillerde yapılan ürünlerin sergilendiği alan olarak kullanılsa da yarattığı atmosfer Sevr Antlaşmasının tarihi önemini hissettiriyor.

Bununla birlikte bu müzenin bir artı özelliği de sadece müze olarak değil seramik üretim yeri olarak da kullanılmasıdır. Bundan dolayıdır ki adı Cité de la Céramique olarak geçmektedir.

Louvre Müzesinde, 550 Parçadan Oluşan Çini Eserler

Dünya’nın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi, Fransa’nın başkenti Paris’te yer alan Louvre sarayında 1793 yılında kurulmuştur. Müzede, tarih öncesin çağlardan bugüne dek on binlerce parçanın yer aldığı koleksiyonlar bulunmaktadır. Yaklaşık 72 bin metrekare alana kurulu olan sarayda son yapılan sayımda 35 bin adet tarihi sanat eserinin yer aldığı belirtilmiştir.  Bununla birlikte geçtiğimiz senelerde bir yıl içinde 8 milyon ziyaretçinin gelmesiyle bu anlamda en çok ziyarete gelinen sanat müzesi ünvanını almıştır.  Farklı ülkelerden toplanmış bu eserler ile tarihe bir yolculuk yapmakla her biri ayrı özellikte olan eserleri tek bir çatı altında görebilmek mümkün.

Louvre Müzesi Hakkında

Müze yedi ayrı bölümden meydan gelmekte ve her bölümde ayrı sorumlu kişiler bulunmaktadır. Gerek Avrupa gerek Asya gerekse farklı kıtalara ait eserler bu bölümlerde kategoriler halinde sergilenmektedir. Ayrıca Mona Lisa gibi Dünya’ca ünlü tablolarda bu müzede görülebilmektedir. Türk el işi sanatının harikası çiniler ise İslam Sanat Eserleri olarak adlandırılan bölümde yer almaktadır.  550 parçadan oluşan bu eserler çininin güzelliğini ve zerafetini gözler önüne seriyor.

Müzede Yer Alan Çiniler

Çiniler ilk önce küçük bir alanda sergilenmekteydi. Ancak 2. Dünya Savaşı sonrası eserlerin sayısının giderek artmasıyla başka bir alana taşınarak çok daha geniş bir bölümde sergilenmeye başladı.  14. Louis tarafından yapılan çini koleksiyonunda tabaklar, kavanozlar, maşrapalar, vazolar, panolar ve nihale yer almaktadır.

Ayrıca Sultan 2. Selim türbesinde yer alan çini panoda burada yer almaktadır. Bunun dışında Osmanlı Döneminden 20. Yy ‘a dek yapılmış olan yüzlerce el yapımı çini ürün burada sergilenmektedir. Müzede en çok dikkat çeken bir başka eser ise çinilerle ilgili kitaplardır. Çini tarihi, yapımı, korunması ve motiflerle ilgili resimleriyle birlikte anlatımların yer aldığı bu kitap Çininin geçmişten günümüze bıraktığı bir miras niteliğindedir.

Ülkemizin farklı yerlerinden koleksiyonerlerce toplanan ve ayrıca ithal edilen çini eserler de bulunmaktadır. Bunların çoğunun 16. Yy ile 18. Yy arasında yapıldığı ve tamamen el işçiliği ürünleri olduğu açıklanmıştır.

Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi

1251 yılında Konya emiri Celalettin Karatay tarafından, Sultan İzzeddin Keykavus döneminde inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, çini eserlerin varoluş müzesidir. O dönemin en büyük medresesi olarak inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, 1955 yılı itibari ile Cumhuriyet döneminde çini eserler müzesine dönüştürülmüştür. Birbirinden değerli ve eşsiz çini eserlerin sergilendiği müzede, Selçuklu sultanlarının yazlık saray olarak kullandığı Kubad-Âbad Sarayının kalıntılarından çıkartılan duvar çinileri, cam tabaklar ve bir birinden değişik cam tabakların yanı sıra, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait çini ve seramik tabaklar, kandiller ve alçı buluntularını hayranlıkla inceleyebilirsiniz.

Cumartesi, Pazar, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri ziyarete açık olan müzeye giriş ücretsizdir. Pazartesi günleri müze ziyarete kapalıdır. Selçuklu döneminde matematik ve astronomi eğitimi verilen Karatay Çini Eserler Müzesi, dönemin en büyük eğitim kurumlarından biriydi. Medresenin ortasında toplam 4 metre ebatında bir havuz bulunmaktadır. Havuzun üstünde yer alan çatı bölümü, açılabilir şekilde dizayn edilmiştir. Bunun nedeni ise, o günkü hava durumunu havuza yukarıdan bakarak anlayabiliyorlardı. Suya yansıyan görüntülerden, havanın durumu analiz edilebiliyordu. Böylesine dâhice inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, hem mimari hem de içerik açısından sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sayılı çini müzelerinden birisidir.

Müzenin duvarlarında inanılmaz görsel motifler, bize o döneme ait sanat hakkında mesajlar vermektedir. Ünlü düşünür Mevlana’nın da Karatay Çini Eserler Müzesinde ders verdiği söylenilmektedir. Berrak gök mavisi renkleri ve bembeyaz mermerden yazı ve desenlerle süslü muhteşem kapısı, Selçuklu taş işçiliğinin izlerini taşımaktadır. Duvarlarında ve kubbe ve müze içerisindeki çini mozaik dekorasyon çalışmaları için tam bir sanat eseridir. Medresede bulunan büyük salonunun üstü, mozaik çinilerle kaplı kubbe ile kaplanmıştır. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üstünde yer alan şemada bazı ayetler yazılıdır. Böylesine tarihi öneme sahip olan Karatay Çini Eserler Müzesi’nin bazı bölümlerde, duvarlardaki o muhteşem çinilerin yer yer döküldüğü görülmektedir. Şu ana kadar her hangi bir yenileme çalışması yapılmamıştır.

İslam Eserleri Müzesinde Tarihe Yolculuk

Doha’daki İslam Sanatı Müzesi’ni kurmaya karar verdiklerinde, emektar Çin kökenli Amerikalı mimar IM Pei onu tasarlamak için emekliliğinden vazgeçti. O zamanlar 86 yaşındaki Pei’ nin Louvre’nin ön cephesinde bulunan ve hala dünyanın en büyük müzesi olarak kabul edilen simgesel cam piramidi ile tanınması gerçeği hiçbir şekilde tesadüfi değildi. İslam Sanatı Müzesi bir etki yaratmak için tasarlanmıştır: Katar sermayesini haritaya bir kültür merkezi olarak yerleştirmek ve İslam kültürünün küresel algılarını genişletmek ilk amaçlardan biriydi. Açılışından sadece beş yıl sonra, bu çığır açan kurum dünyanın en büyük müzelerinden biri olarak zaten kabul görmüştür.

Dünyada İslam sanatının önde gelen koleksiyonlarından birinde birkaç saat içinde 14 yüzyılı yaşayabilirsiniz. MIA’nın (Museum of Islamic Art – İslam Eserleri Müzesi), İslam dünyasının en güzel sanat ve eserleri sergilenen muhteşem ve hayal ürünü olarak sergilenmesi, dünyanın en iyi kültür kurumları arasında tanınmasını sağlamıştır. Resim, çini, metal işçiliği, seramik, tekstiller ve el yazmaları ile Meşrut ve Safevi kadar önemli olan dönemleri kapsayan ödüllü koleksiyonlara hayran kalacaksınız. Müze, iki krem ​​renkli kireçtaşı binalardan, beş katlı bir ana binadan ve merkezi bir avluya bağlı iki katlı bir Eğitim Kanadından oluşmaktadır.

1983 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi olan IM Pei tarafından tasarlanan modern bir mimari başyapıtta yer alan koleksiyonların kalitesi ve çeşitliliğinden etkilenmemek mümkün değildir. Müze, sürekli değişen özel sergi programları ile yeni bir ilgi yaratıyor. Müzenin bazı alanlarına giriş ücretli olsa da, ana galerilere giriş ücretsizdir. MIA aynı zamanda kapalı ve açık hava kafeleri, bir hediyelik eşya dükkânı ve IDAM, üç Michelin yıldızı tutan Alain Ducasse tarafından işletilen dünya standartlarında bir restorana ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçilere yardımcı olmak için müze içerisinde ücreti karşılığında rehberler de mevcuttur.

Dünyanın en eski ve en görkemli çini eserlerini İslam Eserleri Müzesinde görebilirsiniz. Eşi benzeri bulunmayan çini eserleri inceleyebilir ve eski tarihi çini eserler ile günümüzün çini eserleri kıyaslama fıratı bulabilirsiniz.

Çini Eserlerimiz Ecouen Musee de la Renaissance Müzesinde

Ecouen Musee de la Renaissance, Fransa’nın 20 km uzağında yer alan ve Rönesans döneminin en önemli yapıtlarından biri olarak tanınan bir şatodur. 1539 ile 1555 yılları arasında inşa edilen bu yapı 1975 yılından itibaren ise müze olarak ziyaretçilerine kapılarını açmıştır. On binlerce eserin yer aldığı şatoda hemen her ülkeden bir yapıtlar sergilenmektedir.

İznik Koleksiyonu Hakkında

Gerek tarihi yapısı gerekse de benzersiz koleksiyonlar ile ziyaretçilerin oldukça ilgisini çekmektedir. Koleksiyon anlamında ise Avrupa’nın en kapsamlı koleksiyonuna sahiptir. Anadolu ve ülkemizin tarihini yansıtan mavi, kırmızı ve beyazın muhteşem uyumuyla yapılmış yapıtlar çiçek ve farklı motiflerle benzersiz bir sanat eseri olarak sergilenmektedir. El işçiliğinin en özgün örneklerinden biri olan çini ve santim santim işlenmiş motifler ziyaretçileri kendilerine hayran bırakmaktadır. Sadece yapıtlarımızı görmek için ülkelerinden kalkıp gelen turistlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.

Müzede, çini desenli bardaklar, maşrapalar, panolar, vazolar, tabaklar, süs eşyaları, çini ile ilgili kitaplar ve sürahiler sergilenmektedir. Bu eserlerin çoğu 17. Yüzyılın benzersiz örneklerinden oluşmakla birlikte 20. Yüzyılın da içinde olduğu birçok ürün bulunmaktadır. Çinilerin özel bir alanda sergilenmesi ve itinayla korunması geçmişten bugüne dek ayakta kalmalarını sağlamaktadır. Bu eserlerin en önemlisi ise Kalyon desenli çini tabaktır. Yapım yılı bilinmemekle birlikte çini ve kalyon resminin muhteşem uyumunu görebileceğiniz bir şaheser olarak nitelendirilmektedir.

Müzede eserlerin tamamı İznik Koleksiyonu olarak adlandırılmakta ve yapıtların önemi, sayısı ve giderek nam salmasıyla bu adla bilinmektedir.

Ecouen Musee de la Renaissance Hakkında

Yapımı yaklaşık 20 yıl süren şato ihtişamlı dış görünüşü kadar tarihi dokusuyla da göz kamaştırıyor. Ancak burayı en önemli yapan yapıtlarımızdır ve ziyaretçilerin hemen hemen hepsi İznik Koleksiyonu olarak eserlerimizi görmektedirler. Koleksiyonun sayısı kadar çininin muhteşem işçiliği, motifleri ve renklerin uyumunun objelere yansıması da gelen herkesi hayran bırakıyor. Yüzlerce ürünün yer aldığı müzede İznik koleksiyonu dışında yüzlerce farklı obje, tablo ve seramikten yapılmış eserler de yer almaktadır.

    Adres

    Cevizlidere Mahallesi, 06580 Çankaya/ANKARA

    Telefon

    +90 542 243 25 58

    E-Posta

    info@reyhancini.com