Gezi Günlüğü | Reyhan Çini

Gezi Günlüğü

Müzeler, tarihi alanlardaki çiniler hk bilgilere ve yurtdışındaki müzelerde bulunan çini eserlerimiz hk bilgileri bu kategori altında bulabilirsiniz.

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde gerekse ülkemizde birçok farklı şehirde sanat ve tarih severlerin ilgisini çekiyor. El sanatlarının en güzel örneklerinden biri olan çini de bu eserlerin başında geliyor. Renk – renk yapılan bu çiniler tamamen el işçiliğiyle bir sanat eserine dönüşmekte ve herkesin hayranlığını kazanmaktadır.

Çininin yolculuğu çok eski tarihlere dayanmakta ve halen çeşitli objeler olarak yapılmaktadır. Vazodan, meyveliğe, bardaktan tabağa hatta duvar panolarına dek çini ülkemizin bir sembolü olarak tüm Dünya’da adından söz ettirmektedir.

Müzelerin en gözde eserlerinden biri olan çini eserlerimiz geçmişten bugüne dek ülkemizin tarihine ışık tutmakta ve tarihi hissettirmektedir.

Yurtdışındaki Çini Eserlerimiz Hakkında

Türkiye’de onlarca müzede sergilenen çini eserlerinin dışında yurtdışında farklı ülkelerde de yüzlerce çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Fransa’da Yer Alan Çini Eserlerimiz

Fransa’da yer alan Ecouen Musee de la Renaissance İznik Koleksiyonu olarak yaklaşık 800’den fazla eser bulunmaktadır. 1538 yılında Montmorency ailesi tarafından şato olarak yapılan bina sonradan müzeye dönüştürülmüş ve o günden bu güne dek binlerce esere ev sahipliği yapmaktadır.

Yine Fransa’da Dünya’ca ünlü Louvre müzesinde sanat tabloları ve onlarca ünlü ressamın yaptığı eserler haricinde yaklaşık 550 parçadan oluşan çini eserler yer almaktadır. Sadece tabak ve diğer nesneler değil, ülkemizdeki bazı camilerden alınan çini pano ve karolar da burada sergilenmektedir.

İngiltere’de Yer Alan Çini Eserlerimiz

İngiltere Londra’da yer alan Sevres Cite de la Ceramique müzesinde yaklaşık 190 parçalık çini eserleri ve British Museum’da 445 parçadan oluşan eserler sergilenmektedir.

Bu ülkelerin yanı sıra Portekiz Lizbon’da Gülbenkyan, Danimarka Kopenhag’ta David Collection, Yunanistan Atina’da Benaki ve onlarca ülke ve şehirde yurtdışındaki çini eserlerimiz tüm turistlerin ilgisini çekmektedir.  Bu eserlerle ilgili olarak uzmanların yaptığı araştırmalarda hepsinin ülkemizden çıkan ve gerçek el yapımı eserler olduğu ortaya çıkmıştır.

Çini Eserlerimizin Yurt dışına Yolcuğu

Çini eserlerinin büyük bir kısmı çeşitli medeniyetlerin ülkemizde yaşadıktan sonra ülkemizden yurtdışına gönderildiği bilinmektedir. Bir kısmının ise koleksiyonerler tarafından alınarak ülkemizden çıkmıştır. Bu eserlerin ülkemizi tanıtma ve eserleri yurtdışında sergilenme açısından çok büyük katkıları olmuştur.

Ayrıca çini eserleri ülkemizdeki sanatçıların dışında Dünya genelinde birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmaktadır.  Birçok sanatçının bu sanatı öğrenmek ve geliştirmek için ülkemize geldiği ve sonrasında çini ile yaptığı birçok eser bulunmaktadır. Başta seramik sanatçıları olmak üzere birçok farklı dalda sanatçı çini motiflerini kullanmaktadır.

Artık çini eserlerimiz sadece müzelerde değil birçok işletme ve evlerinde yer almaktadır.  Günümüzde sadece çini eserlerini satın almak için ülkemize gelenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Hemen her ülkede bilinen çini sanatı el işçiliğinin önemini bir kez daha göstermekte ve müzelerin yanı sıra kiliseler, camiler ve kamu alanlarında da kullanılmaktadır.

Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri

İbrahim Ağa olarak bilinen zat 1500’lü yılların Topkapı’sın da yaşamış bir kişidir. Surların hemen dibinde gayet mütevazi bir ahşap kulübede namaz takkeleri örüp satarak geçinmekteydi. Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri kadar bu caminin inşa hikayesi de çok meşhurdur.  Kendisi oldukça fakir olan İbrahim Ağa’nın gönlü ve hayalleri ise oldukça zengindir. Dini yönden oldukça engin bir kişiydi, mütevazi ve kanaatkâr bir yapısı vardı. İbrahim Ağa’nın gönlünden hep bir cami yaptırmak geçer ve bu hayalinden de insanlara bahsederdi. İbrahim Ağa bahsettikçe insanlarda kendisine güler ve hangi parayla yaptıracaksın camiyi be mübarek derlermiş.

Takkeci İbrahim Ağa Caminin Yapılış Hikayesi

Sürekli güzel bir cami yaptırma hayaliyle yaşayan bu zatın her an dilinde, zikrine ve geceleri rüyasında dahi böyle bir cami yaptırabilmenin yakarışı varmış. Bir gün rüyasında gördüğü manevi bir zat kendisine “Rızkın iki salkım üzümdedir ey İbrahim Ağa, bunun içinde Bağdat’a git demiş.” Aynı rüyayı tam 3 kez art arda görünce tası tarağı toplamış ve İbrahim Ağa rüyasının peşine düşmüş. Bağdat’a gelince ilk gördüğü bir handan içeriye girmiş ve bir masaya oturup heybesinden çıkardığı kuru ekmeğini yemeye başlamış. Bizim Takkeci İbrahim ağanın bu garip durumunu gören hancı dayanamamış ve iki salkım üzüm getirmiş. İki salkım üzümün kendiliğinden geldiğini gören bizim takkecinin içi sevinçten kıpır kıpır olmuş. Üzümleri yerken hancı dayanamamış sormuş ey yolcu nerden gelirsin nereye gidersin demiş?

Bizimkisi de gördüğü rüyayı anlatmış ve İstanbul’dan gelip geri İstanbul’a giderim demiş. Bunu duyan hancı gülmüş ve e be adam bir rüya için İstanbul’dan buraya gelinir mi hiç demiş. Bak ben İstanbul sur dibinde bulunan Takkeci İbrahim Ağa diye birinin kulübesinin altında gömülü iki küp altını hep görüyorum ama gidiyor muyum demiş. Bunu duyan bizimkisi olduğu gibi kalkmış ve hemen yola koyulmuş işte bizim meşhur Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri hikayesi böyle başlamış.

Topkapı Şehir Parkı’nın ortasında görmekte olduğumuz cami bu anlatılan caminin ta kendisidir.1591-1592 yıllarında yaptırılan caminin Mimar Sinan eseri olduğu tahmin edilse de, kapının üzerindeki kitabelere bakıldığında caminin Mimar Sinan’ın ölümünden 3-4 sene sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu camiyi eşsiz güzellikte kılan diğer bir detay ise camiye has eşsiz güzellikteki meşhur İznik Çinileridir. Birçok defa hırsızların hedefi olan camideki çini panolardan yüzlercesi çalınmıştır. Kimi kötü durumdaki panolarda yenileme çalışmaları sırasında alınmış ve yerlerine yenileri konulmuştur. Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri bizleri camiden içeri girdiğimizde karşılamaktadır. Caminin ana mekanı ve pencerelerin kemer tepelerine kadar olan kısımlar muhteşem eşsiz güzellikteki İznik Çinileri ile bezenmiştir. Yeşil, lacivert, parlak camgöbeği, narçiçeği kırmızısı renklerinin Hatayi ve Rumi desenlerle adeta hayat bulduğu pencere aralarına yapılmış vazolarla ve çiçek buketleri ile bezenmiş çini panolardan gözlerinizi ayıramamaktasınız.

Victoria & Albert Müzesi Deposunda Bulunan İznik Çinileri

Avrupa’da 16. Yy’dan itibaren İznik Çinilerine ilgi artışı görülmüştür. Yurt dışına çıkan tüccarlar birçok çiniyi de beraberinde götürmüştür. Bu arada Anadolu’da Osmanlı devletinin meskenlerini süsleyen çiniler Türk sanatının zarafeti, renkliliğini, huzurunu, güzelliğe verdiği önemi yansıtan sanat eserlerinden olarak görülmekte. Bu nadide ve benzersiz eserler Avrupa’da artan doğu ilgisiyle birlikte Avrupa’ya taşınmıştır. Yüzyıllarca elden ele gezen ve antika değeri korunan İznik Çinileri 19.yy da Victoria and Albert Müzesinin kuruluşu ve bu eserleri sergilemesi sonucu gün ışığına çıkmıştır. Bu müzede sergilenen eserler Türkiye’de tarihi eser araştırmacılarının ve arkeologların takip ettiği, tanınan ve bilinen eserlerdir.

Victoria and Albert Müzesi, toplamda 414 adet farklı çini eseri bulundurmakta. Bir kısmı sergilenen çinilerin bir kısmı Blythe House’ta bulunan depolarda korunmakta.

Bir rastlantı sonucu Türk Araştırmacı Arkeolog Hayal Güleç tarafından keşfedilen 16. Yüzyıl İznik Çinileri yapılmakta olan araştırma çalışmasının yönünü değiştirdi. Bu sanat eserlerinin en dikkat çekici yönü Anadolu’daki tarihi meskenlerin duvarlarından aşırılmış olmaları. Araştırmanın başında müze yetkilileri araştırmanın yürütülmesine izin vermeseler de; Arkeolog Hayal Güleç bu gizemi çözmede her yola başvurmuş ve sonuçta zafere ulaşmış.

Üniversitede öğretim görevlisi olarak iş yapan Hayal Güleç çalışmalarını sürdürmek için ödeme alamamasına rağmen çalışmayı kendi imkanlarıyla sürdürmüş en başlarda tarihi eserlerin durumu belli olmasa da ipuçlarını takip ederek kimler tarafından toplandığını ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte kanıt yetersizliğinden Müze yetkilileri de iddiaları yalanlamış bu çinilerin kayıp eserler olduklarını kabul etmek istememişler. Daha sonradan çok eski belgeler arşivlerden çıkarılmış ve bu eserleri toplayan kişinin kimliği açıklığa kavuşmuş. Bundan sonra da müze ister istemez durumu kabul etmiştir. Çalışmalarını yazdığı tez vasıtasıyla duyuran Arkeolog aynı zamanda İznik Çinileri ile ilgili uzman görüşlerden biri olarak tanınıyor.

Eserlerin Ele Alınışı, İncelenmesi ve Araştırmanın Yürütülmesi

Victoria and Albert Müzesi eserlerin araştırılmasında belli bir prosedür izliyor. Araştırmacılar öncelikle gerekli izinleri alıp, evrakları imzalıyor sonrasında görevliler eşliğinde incelenecek eserle bir odaya alınıyor ve burada dokunmaksızın eserle ilgili izlenimlerini not alıyor. Odaya alınan sadece kağıt kalem ve bir bilgisayar. Araştırmacı eserin boyunu ve görünüşünü başka izlenimleri not ediyor. İzmir Çinileri içinse ait olunan eserin parçası daha sonra yerinde incelenerek kaynağı bulunuyor. Yapılar araştırılıyor ve sonuç olarak kataloglanıp değerlendiriliyor.

Araştırmanın diğer araştırmalardan farklı olan yönü, yüzlerce yazılmış kaynağın aksine saklı kalmış ve muhtemelen kalmaya devam edecek eserlerin ele alınışıdır.

İznik Çinileri

İznik, Milattan Önce 5. yüzyıla dayanan tarihi olan küçük sevimli bir yerleşim yeridir. Özellikle Osmanlıda 15. Yüzyılda gelişen ve bayındır hale getirilen İznik, çini ve seramik merkezidir.

16. Yüzyıl İznik Çinilerinin Özelliği

16.Yüzyıl, Osmanlının kültür ve sanat açısından zirve yaptığı bir dönemdir. Mimar Sinan ve Kanuni gibi iki büyük dehanın aynı ortak payda olan “sanatseverlikte” birleşmesi sonucu pek çok sanat eseri ortaya çıkmıştır.

Bu dönem çini eserlerinin ünlü bir sanat yorumcusu tarafından incelemesi şu şekildedir. “İnsanlık tarihi boyunca yalnız 4-5 asırda bir defa vücut bulan bir üslup olayı olarak, 16. Asır Osmanlı çini sanatı, üslup özelliklerinin önemi açısından milattan önce 4. ve 5. asır Yunan heykel sanatı üslubu ile yan yana konulabilir. Bu üslubun temel özelliği sonsuz mekanı temsil eden, beyaz önemsiz zemin üzerinde, parlak renklerle oluşan floral tezyinatın yavaş ve sakin hareketidir.” Bu yoruma göre Osmanlı Çinileri sakinliği, dinginliği, huzuru, dikkat çekiciliği, doğallığı temsil eder bir görünüm sergilemektedir.

Çinilerde genellikle çiçek, dalga, kaya, kalyon, balıksırtı, hayvan desenleriyle süslenir. Sır altı boyama tekniği ile dünyada benzersizdir. Mavi, yeşil, kırmızı gibi canlı renklerin kullanılması açısından benzerlerinden ayrılır. İznik çinisini ayıran bir diğer özellik sağlam bir şekilde günümüze ulaşmış olmasıdır.

16. Yüzyıl İznik Çinilerinin Mimaride Kullanıldığı Yerler

16.Yüzyıl mimarisinde binaların ve yapıların içi ve dış kaplamasında kullanılan İznik Çinileri genellikle şu yüzeylerin kaplamasında kullanılırdı; Duvarlar , pencere ve kapı alınlıkları, kemer, payanda ayakları, fil ayakları ve küresel bingilerde çini süslemeler kullanılırdı. Tavan kaplamalarında ve zemin kaplamalarda çini süslemeye rastlanmaz. Tavan kaplamalarda bulunmamasının sebebi çinilerin köşeli ve parçalı yapıları sebebiyle derinlik hissini kaldırmasındandır. Bunun yerine çizim ve resimler tavan süslemesi olarak kullanılırdı.

Victoria and Albert Müzesindeki İznik Çinilerin Özellikleri

Çini Numarası:31

Müzeye Geliş Tarihi:1892

Ölçü:26*20 cm

Motif: Desenin merkezinde rumilerle bezeli şems formu bulunur. Şemsin etrafında sazlar, hatai motifi, spiraller, rumi motifi yer alır. Ulama tarzında yapılmış bu eser diğer seramiklerle birbirini tamamlama özelliği taşır.

Getireni belli olmamakla birlikte müzenin arşivinde yer almaktadır.

 

Çini numarası 35

Müzeye Geliş Tarihi:1897

Müzeye Geliş Yolu: Antoin Brimo ve Kevork Ispenien isimli bir sanat simsarı tarafından olmuştur.

Ölçü:25*25 cm

Motif: Kenarda yarım şekilde çizilmiş şemse formun içi rumi motiflerle bezenmiştir. Köşede rumi ve kıvrık dal motifleri kullanılmıştır. Hatai motifiyle sınırlandırılmış ve ayrılmış alanların kenarı yaprak motifleriyle detaylandırılmıştır.

Tarihi eserlerin durumu

Bugüne kadar sorunsuz gelmiş olan İznik Çinileri Victoria and Albert Müzesinde depolarda titizlikle korunmaktadır. Araştırmanın başında da görüleceği üzere 16. Yy İznik Çinilerinin saklı kalması tercih edilmiş. Asırlar sonra ortaya çıkan bu seramikler geçmiş dönemde birçok caminin, sarayın, binanın duvarlarını süslemiştir. Muhtemelen çoğunlukla İngilizler tarafından Avrupa’ya taşınan bu eserler hak ettikleri ilgiyi görmek üzere Londra’nın merkezinde müzede sergilenmeye devam ediyor.

İsmi geçen 46 eserin bir kısmı hangi yapılara ait oldukları araştırılıp açıklığa kavuşmuştur. Kalanları ise araştırılıp keşfedilmeyi bekliyor.

Çini Eserlerimizin Türkiye’de Bulunduğu Müzeler

Anadolu Selçuklu Dönemi’nin en gözde sanat dallarından biri olan çini sanatı, toprağın pişirilip sırlanmasından oluşmaktadır. Büyük emek ve sabır isteyen bu sanat dalında ortaya konan eserler, her zaman büyük hayranlık uyandırmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde dış süslemeler ile başlayan çini sanatı, o günden bugüne Türk mimarisinden, yemek tabaklarına kadar gündelik hayatın içine girmiştir.

Özellikle saraylarda, türbelerde ve camilerde sıklıkla kullanılmış, Türk mimarisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çini sanatçılarının kendi hayal güçlerine göre şekillenen çini sanatı, mimari dışında mücevher parçalarında, vazolarda, yemek takımlarında ve daha birçok alanda kendini göstermiştir. Çini sanatının çıkış zamanı Karahanlılar zamanında olup, Selçuklular döneminde zirveye ulaşmıştır.

Günümüzde de hala popülaritesini koruyan çini sanatı, üniversitelerin güzel sanatlar bölümünde ve çeşitli kurslarla hala yaşatılmakta ve sevilmekte olan bir sanat dalıdır. Zarif desenleri, doğanın içinden gelen renkleri ile tüm dünyada büyük beğeni toplayan çini sanatı, bütün sanat dalları içinde özel bir yere sahiptir.

Osmanlı Döneminden beri oluşturulan çini eserlerimiz, ülkemizde birçok müzede ve belirli yerlerde sergilenmektedir. Bu çini eserlerinin sergilendiği yerler sırasıyla şunlardır; Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Çinili Köşk Müzesi, Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi, Kütahya Çini Müzesi, İstanbul Pera Müzesi ve İstanbul Sadberkhanım Müzesi,

Yıldız Çini Fabrika Hümayunu, İstanbul Rüstem Paşa Camisi, İstanbul Ayasofya 1.Mahmut Kütüphanesi, İstanbul Süleymaniye Cami, Bursa Şehzade Mehmet Türbesi, Bursa Yeşil Türbe, İznik Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı, İznik Süleyman Paşa Medresesi, Kütahya Çiniciler Çarşısı’dır. Aynı zamanda Konya Büyükşehir Belediyesi Çini Atölyesi ile İstanbul Eyüp Belediyesi Çini Atölyesi’nde de günümüze kadar gelen çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Çini Sanatı Nasıl İcra Edilir?

Toprağın sırlanarak, nakışlanması sonucunda ortaya çıkan çinilere, pişirme işlemi gerçekleşmeden önce şekil verilmektedir. Çini desenleri ise pişirilmeden sonra uygulanmaktadır. Çini eserlerinin doğuş yeri Çin olup, Türklerde çini sanatının gelişmesi 7. ve 8. yüzyıllar arasında olmuştur. Çini sanatının yapım aşamasında, astarlama, renk verme, sırlama ve fırınlama işlemleri bulunmaktadır.

Çinilerin yapımında öncelikle tebeşir, kum ve kaolen gibi benzeri maddelerle toprak hamuru yapılmaktadır. Çamur kıvamına gelene kadar karıştırılan bu toprak hamuru, daha sonra bir süzgeç yardımı ile temizlenmektedir. İçeriğinde bulunan taş ve diğer yabancı maddeler ayrıştırıldıktan sonra çini hamuruna şekli verilmektedir.

Şekil verildikten sonra kurumaya bırakılan çinilere, iyice sertleştikten sonra beyazlaması için astarlama denen işlem yapılmaktadır. Astarlama işleminin sonunda ise çiniler 900 derecelik fırınlarda yavaş olarak 24 saat pişirilmektedir. Pişirme işleminin sonunda ise pişen çini parçaları zımparalanarak, çini desenleri oluşturulmaktadır. Desenlerin oluşması bittikten sonra çiniler sırlanıp, tekrar pişirilme işlemine geçilmektedir.

Çini Sanatında Kullanılan Teknikler

Çini sanatının icrasında bir takım farklı teknikler uygulanmaktadır. Bu teknikler sırası ile şunlardır;

1 – Sır Üstü ve Sır Altı Tekniği

Çinilerin sırlanması işleminin pişirmeden önce yapılmasına sır üstü, pişirme sonrası yapılması ise sır altı tekniği isimlerini almaktadır.

2 – Lüster Tekniği

Çinilerde madeni renkleri elde etmek için kullanılan bir tekniktir.

3 – Minai Tekniği

Minai tekniği, tek renkli desensiz çiniler oluşturmak için kullanılan bir tekniktir.

4 – Lacvardina Tekniği

Çinilerin hem tek renkli, hem de desenli olmaları için uygulanan tekniğe verilen isimdir.

5 – Renkli Sır Tekniği

Renkli sır tekniği, çini süslemelerinin çinkolu saydam olmadan doğrudan renkli sırlarla yapılmasıdır.

6 – Perdah Tekniği

Perdah tekniği, çini yapımlarında sır üstü olarak uygulanmaktadır. Renksiz, saydam ve astarlı sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süslemeler yapıldıktan sonra, çinilerin fırınlanması işlemine perdah tekniği denilmektedir.

7 – Mozaik Çini Tekniği

Sır altı tekniği yardımıyla hazırlanan mozaik çini tekniğinde, renkli sıra batırılan çini parçaları istenen boyutlarda kesildikten sonra birleştirilmektedir.

8 – Sır Altına Boyama Tekniği

Sır altına boyama tekniğinde, oluşturulan çini levhalara astar çekildikten sonra, istenen dış çizgiler çizilerek, içleri renklerle boyanmaktadır. Bu şekilde hazırlanan çini levhalar sırlandıktan sonra fırınlama işlemi yapılmaktadır.

Ecouen Musee De La Renaissance’deki İznik Koleksiyonu

Fransa’nın en önemli bölgelerinden biri olan Paris’in 20 kilometre kuzeyinde yer alan ve Rönesans döneminin en önemli yapıtlarından biri olan bu şato 1975 yılından bu yana müze olarak ziyaret edilmektedir. Musse de la Renaissance koleksiyonları sergilemektedir. Mimar Lean Bullant eseri olan yapıt yurtdışından ziyaretçiler tarafından da en çok tercih edilen yerler arasında yer almaktadır. Ayrıca bu tarihi yapı içerisinde yer alan koleksiyonlar arasında İznik koleksiyonu da ziyaretçiler tarafından büyük bir merak uyandırmaktadır. Tarihi dokusu ve benzersiz çini örnekleri ile büyük ilgi gören müze pek çok döneme ev sahipliği yapmış olmanın ihtişamını sergilerken dini motiflerle İznik çinileri İznik koleksiyonu hakkında da fikir oluşturmaktadır. Tarihimizin ve tarihimizin en önemli eserlerinin başarılı bir şekilde bu müzede bir koleksiyon olarak sergileniyor olması gurur vericidir. Yalnızca Fransa’da ve bir müze de değil Londra ve pek çok şehirdeki müze ve yapılarda da çini eserlerimiz bulunmaktadır.

İnançlarımızın ve fikirlerimizin sıcaklığını yansıtabildiğimiz İznik koleksiyonu ile pek çok ziyaretçi Fransız kültürünün ve eserlerinin yanı sıra Türk ve İslami inancının eseri olan İznik koleksiyonunun sıcaklığını algılayabilmektedir. Kültürümüzün tarihimizin farkı hissedilmektedir. Mavi, beyaz ve kırmızının tonları ile oluşturulan genellikle çiçek ve yaprak desenlerinin bulunduğu İslami motiflerin işlendiği süs eşyaları, mutfak eşyaları ve bardak işlemeleri İznik koleksiyonu olarak bu müzede yerini alıyor. Tarihi değerlerimizin ve geleneksel işlemelerimizin yurtdışında müzelerde sergileniyor olması çini sanatına verilmesi gereken önem ve değeri bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu nedenle ülkemizde gerekli çalışmalar yürütülüyor ve çini kursları sayesinde başta kadınlar olmak üzere pek çok kişi bu sanata büyük bir ilgi gösteriyor. Çini sanatı tarihimizde en gelişmiş olduğu dönem açısından Osmanlı döneminde hüküm sürmektedir. Osmanlı döneminden günümüze kalan baş yapıtlarda da çini koleksiyonu görebilmek mümkün. Genellikle mutfak eşyaları ve süs eşyalarında görebildiğimiz çini örnekleri ayrıca duvar süsleme sanatı olarak da kullanılmaktaydı. Bu müzede yer alan çini örnekleri arasında vazo, bardak, sürahi gibi örneklerin yanı sıra farklı objeler ve panolar da bulunuyor. Ecouen Musse de la Renaissance’deki İznik koleksiyonu görülmeye değer. Çeşitli kültürlerin ve Fransız eserlerinin yer aldığı bu müzede dini motiflerimizin ve sembollerimizin işlendiği çini örneklerinin bulunuyor olması kültürümüzün ve sanatımızın yurtdışında sergileniyor olması ve en önemlisi de büyük bir ilgi görüyor olması sanatımıza yeni nesillere aktarılması açısından etkili olurken gurur kaynağı olarak da görülmektedir.

Çinileri İle Ünlü Olan Yavuz Sultan Selim Camii

Yavuz Sultan Selim Camii çinileri dillere destandır ve bu cami Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından babasına ithafen İstanbul’a hakim bir tepe üzerine kurulmuş yapıdır. Tarihi yapılarda en dikkat çekici eserler bugün de yaşatılmaya devam ediyor. Bu yapılardan bir tanesi de Yavuz Sultan Selim Camii’dir.

Yavuz Sultan Selim Camii Nerededir, Nasıl Gidilir?

İstanbul’un tarihi Yarımadası’nda bulunan Yavuz Sultan Selim Camii Fatih ilçesinde yer alan bu camii çinileri ile ünlüdür. İstanbul’un yedi tepesinde 7 cami bulunuyor ve bu camilerden biri Yavuz Sultan Selim Camii’dir. Haliç’e yakın olması ve tarihi Yarımada içerisinde olması nedeniyle pek çok kişi tarafından bugün de ziyaret edilmektedir. Yavuz Sultan Selim tarafından inşa edilen bu camiinin mimarı mimar Ali’dir. Yapıya Kanuni Sultan Süleyman tarafından da ekleme yapılmıştır ve bu eklemeler arasında türbe, imaret ve medrese yer almaktadır. Caminin bir tarafında sarnıç bulunurken diğer tarafında da kırkmerdiven ismi ile bilinen bir uçurum yer almaktadır. Ulaşımı ise oldukça kolaydır. Yavuz Sultan Selim’in camiye İstanbul’da İETT ile hemen her noktadan ulaşabilmeniz mümkün olacaktır.

Yavuz Sultan Selim Cami Süslemeleri

Yavuz Sultan Selim Camii çinileri oldukça dikkat çekicidir. Yapıda pek çok yerde çini işlemeler karşımıza çıkmaktadır. Bu yapıda caminin sol tarafında Hünkar mahfili zarif dilimle alt tavanı çok renkli çini işlemeler ile süslenmiştir. Çeşitli renklerde oluşturulan mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur ve yanları süslemeli mermer minberden taş mihraptan ve sade klasik üslupta çini işlemelerinden oluşturulmuştur. Kapı kanatlarında fil dişi ve sedef zenginliği sağlanmış ağaç işçiliğinin de fevkalade sergilendiği görülmektedir. Pencere alınlıklarında ise sır tekniği ile elde edilen pek çok çini süslemesi görülmektedir. Ayrıca bu caminin iç avlu giriş kapısında güneş saati bulunmaktadır ve bu da tarihi önemi bulunan bir süslemedir.

Mimari yapıların pek çoğunda bulunan çini sanatı Yavuz Sultan Selim Camii’de de uygulanmıştır. Ayrıca bu camide süsler ve işlemeler konusunda farklı detaylarda düşünülmüştür. Süslü kafesleri de Sultan İbrahim koydurmuş ve bu caminin kürsüsü ahşap işlemelerle oluşturulmuştur. Mermerden yapılmış mahfili sağ tarafta ve ortada yer almaktadır.

Yavuz Sultan Selim Camii dışında diğer sanatsal işlemeleri ile de en çok ziyaret edilen yapılarda bir tanesidir. Caminin önünde bulunan Yavuz Sultan Selim Türbesi köşeli plan üzerine inşa edilmiştir. Tek kubbeli oluşturulmuştur. Bu metalin iki yanında ise çini panolar bulunmaktadır ve bezenmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine giderken hocasının atının tarafından ayağına sıçrayan çamur ile kirlenmiş kaftanı kabrinin üzerine vasiyeti olarak örtülmüştür. Şehzadeler türbesin de ise dikkat çeken bazı işlemeler yer almaktadır. Çini işlemeleri bu yapıda da dikkati çekerken yanı sıra kubbe kasnağında kabartmalı olarak Ayetel Kürsi yazılmıştır.

Süleymaniye Camisi’ndeki Güzellikler

16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan cami, Kanuni Sultan Süleyman adına yapılmıştır. Mimarisinin ve iç güzelliğinin görenler tarafından büyük bir hayranlık uyandırdığı bu yapı Osmanlı mimari tarzında yapılmıştır. Çevresinde de hastane, hamam ve kütüphane gibi bazı yapılarda bulunmaktadır. Özellikle turistlerin büyük ilgisini çeken Süleymaniye Camisinde kullanılan çiniler İznik’ten getirilmiştir. Süleymaniye Cami çinileri renkleri ve desenleri bakımından insanı büyülemektedir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın 4. Padişah olmasından dolayı camide 4 adet minare bulunmaktadır. Minarelerdeki 10 şerefe Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun 10. Padişahı olmasından dolayıdır. Caminin içinde bulunan hat sanatları Hasan Çelebi tarafından yapılmış olup, içindeki motifler ve renkler dönemin izlerini taşımaktadır. 7 yılda tamamlanan cami İstanbul’un en güzel yerinde bulunan devasa bir tarihi anıttır.

Restorasyonda Ortaya Çıkan Çiniler

2007 yılında yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, caminin bazı yerlerinde 463 yıl önce kullanılmış olan orijinal İznik çinilerine rastlanılmıştır. Şöyle ki 1960 yılında caminin içi çimento ile sıvanmıştır. O zamanlarda kullanılan bu teknikle cami soğuktan ya da sudan korunmak istenmiş olabilirdi. Ama zamanla dış etkenlerden dolayı sıvalarda dökülmeler ve kusmalar meydana gelmiştir. İşte bu nedenle eski yöntemin son teknoloji ile değiştirilmesi gerektiği için çimentodan temizleme işlemleri camide uygulanmıştır.

Bu uygulama sırasında tesadüf eseri fil ayaklarında çinilere rastlanmıştır. Çiniler üzerinde de hat yazılarına rastlanıldığından dolayı çinilere zarar verilmeden bu levhaların çıkarılması gerektiği düşünülmüştür. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü bu zamanda konuya el koymuş ve Süleymaniye Cami çinileri koruma altına alınmıştır. Çinilerin ve hat yazılarının birlikte mi sergilenmesi ya da ayrı mı değerlendirilmesi gerektiği konu da karar aşamasında olan bir konu olarak gündeme gelmiştir.

Restorasyon çalışmaları sırasında ayrıca, aslan göğsü denilen yerde kalem işlerine de rastlanılmış olup, bulunan bu eserlerin tarihi değerlerinin de oldukça büyük olduğu saptanmıştır. Restorasyon bitiminde kalem işleri gelen ziyaretçilerin görmesi açısından gösterime sunulmuştur.

Süleymaniye Camisi’nin Sağlamlığı

Cami, bu güne kadar birçok deprem atlatan İstanbul ilinde hiçbir hasar görmeden hala ayakta kalan yapılar arasındadır. Caminin ve özellikle kubbesinin çok sağlam olduğu yapılan simülasyon çalışmaları sonucunda ispatlanmıştır. Tesadüf eseri ortaya çıkan Süleymaniye Cami çinileri ve kalem işlerinden başka daha ne gibi sürprizlerin bizleri beklediği de belli değildir.

Çini, Gezi Rehberi

Kelimenin terminolojisine bakacak olursak, aslı çînî olup Osmanlıcada “Çin’e ait olan” anlamına gelmektedir. Eski Mısır ve Mezopotamya kültüründe ortaya çıkan bu sanat, ilerleyen süreçte kendisine farklı kültürlerde de yer bulmuş özellikle İslamiyet’in Türkler tarafından kabul edilmesinden sonra adeta Türk geleneğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Mimari eserlerde ilk kullanımını ise Türk-İslam kültüründe Karahanlılar, Gazneliler ve Harezmşahlar’da görmekteyiz.  İç ve dış süslemelerde Türkler tarafından fazlaca tercih edilen sanatı bilhassa Anadolu coğrafyasında birçok saray, camii, kervansaray, medrese, aşhane gibi mimari eserlerde kendisini göstermiştir. Bu sebeple çini sanatını müzeler de rahatlıkla ziyaret edebileceğiniz gibi, Anadolu’nun belki de en mahsun bölgelerinde de görüp şaşırabilirsiniz. Dolayısıyla müze gezilerinden örnek vermeden evvel sanatının Türk mimari yapılarında ki örneklerini sizlerle paylaşma gayretindeyiz.

Anadolu Sokaklarındaki Mavi Sanat

Çini sanatını bütünüyle sindirmiş olan bu topraklarda yolunuz bir gün Sivas’a düşecek olursa I. Keykâvus Dârüşşifâsı’nı ziyaret edip hem buranın tarihi dokusuyla bir mazi gezintisine çıkıp hem de türbe cephesine bakan tarafında muhteşem çini örneklerini görerek gözlerinize bir bayram sefası çektirebilirsiniz. Ayrıca yine Sivas’ta bulunan Gökmedrese mescidinin mihrap ve kubbe geçişlerinde de örneklerini rahatlıkla görüp inceleyebilirsiniz. Lacivert ve mavi rengiyle daha çok bildiğimiz çini sanatının farklı renklerdeki ahengini görmek isterseniz de muhakkak İzmir’de bulunan Îsâ Bey Camii’ni ziyaret etmenizi öneririz.

Müzelerdeki Çini Sanatı

Yaptığımız seyahatlerde rotamızı belirlerken belki de durak noktalarımızın ilkini oluşturan müzeler birçok tarihi eseri, kültürü, mimariyi bir arada görmemizi sağlayan en önemli alanlardır. Birçok şeye ev sahipliği yapan bu nokta eserlerini de rahatlıkla görebilmemizi ve daha yakından inceleyebilmemizi sağlar. Şimdi isterseniz eserlerini görebileceğiniz bu noktalara birlikte bakalım. Osmanlı’nın başşehri olan İstanbul’da birçok camii, medrese, türbe, şadırvanda  süslemelerini görebileceğiniz gibi, Türk-İslam Sanatları müzesinde de çinileri bizzati yakından inceleyebilme şansına erişebilirsiniz.

Sonrasında hepimizin ağaçlarının arasında yürürken bir kez daha yaşadığımızı hissettiğimiz Gülhane Parkında bulunan İstanbul Arkeoloji Müzeleri gelmektedir. Burada hem antik Yunan döneminden kalma eserleri hem de eski Mısır tarihi ile ilgili ilginç tarihi kalıntıları, belgeleri görebilirsiniz. Bunun yanında Çinili Köşkte birçok  sanat eserini rahatlıkla ziyaret edebilirsiniz. Aynı zamanda Topkapı Sarayında da sünnet odası, harem, hanımlar mescidi gibi birçok bölümde farklı sanat motiflerini görebilirsiniz.

Bundan sonraki rotamızı oluşturan Kütahya şehrinde ise beş yüz eserin sergilendiği ayrıca İznik çinilerini de görebileceğiniz Kütahya Müzesini ziyaret edebilir, Kütahya’ya birkaç saatlik mesafede olan Konya şehrine doğru geçip, Konya Karatay Medresesi Eserler Müzesini de görme şansına erişebilirsiniz. Bu müzede birçok farklı döneme ait eserlerini ziyaret etme fırsatı bulacağınız gibi tarihi bir seyre de tanık olacağınız şüphesizdir.

Sırçalı Medrese Gezisi

İç Anadolu’nun manevi açıdan oldukça zengin bir kültüre sahip olan şehri Konya, Sırçalı Medrese’ye de ev sahipliği yapıyor. Konya’yı ziyaret edenlerin uğrak noktalarından bir tanesi olan Sırçalı, özellikle içinde bulunan çiniler ile görenleri kendine hayran bırakıyor.

Sırçalı Medrese Tarihçesi

Sırçalı Medrese, ülkemiz toprakları içinde bulunan en önemli tarihi miraslarımızdan bir tanesidir. Anadolu Selçukluları döneminde Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüserv II. Zamanında Bedreddin Muslih’e yaptırılmıştır. 1242 yılında yapılan bu medresenin amacı içinde Fıkıh ilminin okutulmasıdır.

Medreseye Sırçalı denilmesinin asıl nedeni ise medresenin çini mozaikler ile süslenmiş olmasıdır. Medresenin yapımında özellikle firuze, kobalt mavisi ve patlıcan moru çiniler kullanılmıştır. Düşünüldüğü zaman birbirinden alakasız olan bu renkler bir araya geldiği zaman medrese duvarlarında bir görsel şölen oluşmasına neden olmuş ve görenleri kendine hayran bırakan bir güzelliği ortaya çıkarmıştır.

İhtişamlı Çinilerin Ahenkle Dansı!

Sırçalı, Konya içinde bulunan en önemli ve en ihtişamlı tarihi yapıların başında geliyor. Görenleri kendine hayran bırakan ve unutulmaz güzelliği ile dikkatleri çeken bu medresede çinilerin dansına şahit olacaksınız desek abartmış olmayız.

Sırçalı Medrese, tamamı çini kullanılarak inşa edilmiş bir yapıdır. Günümüzde bu çinilerin çok azı kalmış olsa bile ilk gün ki güzelliğini korumaktadır.

Günümüzde sadece medresenin batı eyvanında, medresenin içinde bulunan türbenin tavanında, revakları taşıyan ayaklarda, medrese içinde bulunan kubbeli odaların pencerelerinin üst kısımlarında ve ana eyvanda çiniler vardır. Ana eyvan duvarının içi ve kenar kısımları tamamen çini kaplıdır.

Sırçalı Medrese’nin mimarisine bakıldığı zaman birbirinden gösterişli motiflerin kullanıldığı görülür. Özellikle ana eyvanın arka duvarında bulunan gamalı haç ve yıldız motifleri ziyaretçilerin dikkatini çeken yerlerin başında gelir. Ayrıca eyvan kemerini çevreleyen kıvrık dal, Rumi motifli zemin dolguları ve nesih ayet kitabeleri medresenin en ihtişamlı bölgesini oluşturmaktadır. Ziyaretçilere adeta görsel şölen sunan bu alanların güzelliği tüm medresede hakimdir.

Sırçalı Medrese’nin taç kapısı, medresenin içine oranlar daha sade bir mimariye sahiptir. Geometrik motifler ile bezenmiş olan bu kapı düzgün kesme taşlar kullanılarak süslenmiştir. Yuvarlak kemerli olan bu taç kapı dört adet bordürden oluşur. Ayrıca kapının kemerleri yine birbirinden güzel motifler ile görsel bir şölen sunar. Özellikle farklı boyutlarda olan üç madalyon motifi ziyaretçilerin hemen dikkatini çeker.

Sırçalı Medrese’ye Nasıl Gidilir?

Konya ilinde bulunan Sırçalı Medrese, Meram ilçesinin Sırçalı Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Buraya gelebilmek için Konya merkezden kalkan Meram otobüslerini kullanmanız yeterli olacaktır. Bineceğiniz otobüsün güzergâhına göre Gazi Alemşah Mahallesi’nde ya da Alaeddin Tepesi’nde inebilirsiniz. Her iki noktadan da birkaç dakikalık yürüme mesafesinin ardından medreseye ulaşım sağlayabilirsiniz.

Eğer farklı bir şehirden geliyorsanız özel aracınız ya da otobüsler aracılığı ile de Sırçalı Medrese’ye ulaşım sağlamanız mümkündür.

İzmir Yalı Camii: Eşsiz Çini

İzmir’in gözde camileri arasında yer alan İzmir Yalı Camii’ni kimin yaptırdığı ile ilgili olarak kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Cami deniz kenarından bulunduğu için yalı adı verilmiştir. Camiinin yapılışı ile ilgili olarak bulunan kaynaklarda 1755 yılında yaptırıldı ifade edilmek ile birlikte 1774 yılında yaptırıldığı da geçmektedir. Caminin yanında bir medrese ile birlikte

İzmir ayanı Katipzade Mehmet Paşa’nın zevcesi Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı da rivayet edilir. Yaşadıkları dönemde bu aile İngilizlerle çok samimi bir aile olarak tanındığı için bu camiye “İngiliz Ayşe Camii” de denildiği olmuştur. Camiye bakıldığında estetik yapısı ve çinileri dikkatleri çekmektedir. İzmir Yalı Camii çinileri mimari eserlerde çini süslemelerine en güzel örneklerden biridir.

Cami belli dönemlerde onarılmıştır. Bunlardan biri de giriş kapısı üzerinde bulunan belgeye göre Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde Vali Rahmi Bey tarafından yapılmıştır. Caminin kapısı üzerinden yer alan mermerlerin Mimar Tahsin Sermet’in eseri olduğu tahmin edilmektedir. Caminin ikinci tadilatı 1964 yılında yapılmıştır. Bu tadilat sırasında camide çok büyük değişiklikler yapılmıştır.

İzmir Yalı Camii Çinileri

Konak meydanı ile özdeşlemiş olan bu yapı sekizgen planlı olup klasik Osmanlı mimarisi ile yapılmıştır. Camide kesme taş kaide üzerine inşa edilmiş olan tek şerefeli ve yuvarlak gövdeli olan minaresi oldukça dayanıklı bir yapı olarak hazırlanmıştır. Caminin içerisinde bulunan avize ise tam bir sanat eseridir ve seramik sanatçısı Ümran Baradan tarafından yapılmıştır.

Camide dikkat çeken kısımlar pencerelerin etrafında bulunan çinilerdir. Çiniler caminin hem iç süslemelerinde hem de dış süslemelerinde kullanılmıştır. İzmir Yalı Camii çinileri şu an sadece kapı ve pencere kenarlarında kalmıştır. 1964 yılında yapılan onarım sırasında çinilerin büyük bir kısmı sökülmüştür. Yapıldığı dönemde caminin her tarafında süslemede çiniler kullanılmıştır.

Caminin süslemelerinde kullanılan çiniler 19.yüzyıl Kütahya çinilerinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır. Firuze çiniler ile süslenmiş olan camii bu güzelliği ile İzmir’in Konak ilçesini tanıtan en önemli eser olmuştur. İzmir Yalı Camii çinileri incelendiğinde bu çinilerin imzasının Hafız Mehmed Emin Efendi’ye ait olduğu görülmektedir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çinileri

Ülkemizde kalan Selçuklu ve Osmanlı çini eserlerin büyük çoğunluğu çeşitli yollarla yurt dışına taşınmıştır. Özellikle Fransa’da ve Fransa’nın pek çok şehrinde kurulmuş olan müzayedelerde, tarihi yapılarda, müzelerde Türk eserlerinin en önemli parçalarını görebilmek mümkün. Ancak bunun dışında İstanbul arkeoloji müzeleri çinileri ve koleksiyonları ile dikkatleri çekiyor. İznik çinileri tarihimizin en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Yalnızca tarihimizin değil bugün de ülkemizde önem verilen sanat dallarından bir tanesidir. Topkapı Sarayı tarihi  duvar çinileri dışında en önemli İznik çinileri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde görücüye çıkıyor. Duvar çinileri dışında kaplarımızda ve çeşitli objelere uygulanmış olan örnekler tüm ihtişamıyla ziyaretçileri bekliyor. İstanbul arkeoloji müzeleri çinileri dışında Sadberk Hanım Müzesi, Sevgi Gönül-Ömer Koç koleksiyonunda nitelikli parçalar yer alıyor.

Dini motiflerimizin işlendiği ve her motifinin farklı bir anlam taşıdığı çini örneklerini daha yakından incelemek için sizler de İstanbul arkeoloji müzelerini ziyaret edebilirsiniz. Çinili köşk ve Sadberk Hanım Müzesi’nde yer alan parçaları da görebilirsiniz. Bu müzelerde yer alan koleksiyonlar birkaç müzede yer alan koleksiyonlardan daha fazladır ve tarihi eserlerimizin pek çoğunu müzayedelerde ya da farklı yöntemlerle satıldığı bilinmektedir. Bu her ne kadar tarihimize yapılan bir ihanet gibi görünse de tarihimizin yaşatılması ve vakıflar aracılığıyla bu sanatın yayılması mümkün hale gelmiştir.

En şık koleksiyonlar İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Çinili köşk de yer almaktadır. İznik çinilerini burada yoğun olarak görebilmeniz mümkündür. Çinili Köşk Selçuklu ve Osmanlı döneminde oluşturulmuş Kütahya ve İznik, Çanakkale çinilerinin tüm ihtişamıyla sergilendiği harika bir müzedir. İstanbul arkeoloji müzeleri öyle zengindir ki ne okumakla nede gezmekle bitip tükenecek gibi görünmüyor. İstanbul’da sergilenmeyen henüz gün yüzüne çıkarılmamış depolarda bekleyen pek çok eserde yer alıyor. İstanbul arkeoloji müzeleri çinileri zengin tarihimizin en nadide parçalarını görebileceğiniz yerlerden bir tanesidir. Çinili Köşk olarak anılan müzenin bir bölümünde sadece Osmanlı ve Selçuklu mirası parçalar yer almaktadır.

İstanbul arkeoloji müzesi kompleks bir yapıdadır ve üç ana bölüme ayrılmıştır. Eski Şark Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi’dir. Çinileri ile ünlü olan ecdadımızın en nadide eserleri burada sergilenmektedir. Selçuklu ve Osmanlı mozaik çini sanatının en güzel örneklerinin olduğu bu müzede hem mimari hem de rengarenk çiniler insanlarda hayranlık uyandırıyor. Çinili köşk odaları, tavanı, duvarları, girişi ile başlı başına çini müzesi olarak isimlendirilebilir. İçeri girdiğinizde ise sizleri karşılayan kandiller, çinili mihraplar bu köşkün en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Gülhane parkına bakan sebilli odada ise 3. Murat zamanında yapılan harikulade bir Çeşme ve çini örnekleri yer almaktadır. Mimari özelliklerinin yanı sıra ve İznik çinileri ile göz doldurucu bir görünüme sahip olan İstanbul arkeoloji müzesi çinileri hayata bambaşka bir yönden bakmanızı sağlıyor. İznik’te Kütahya çinileri desenleri ve farklı tonları ile apaçık bu müzede bulunan çinilerle birbirinden ayrılıyor.

    Adres

    Cevizlidere Mahallesi, 06580 Çankaya/ANKARA

    Telefon

    +90 542 243 25 58

    E-Posta

    info@reyhancini.com