Çini Müzeleri | Reyhan Çini

Etiket Arşivi: Çini Müzeleri

Sevres Cite de la Ceramique Müzesinde, 190 Parçalık Çini Eserleri

Sevres Cite de la Ceramique müzesi Fransız bilim adamı Alexandre Brongniart  tarafından 1824 yılında Paris’in Sevr banliyosünde kurulmuştur. Burasının mimarisi hala korunmakta ve dış görünüşüyle de ilgi çekmektedir. Ayrıca tarih boyunca bilinen en eski Seramik müzesi olarak bilinmektedir. Müzede,  Avrupa ve Asya motiflerine sahip ve yaklaşık olarak 19. Yy da yapılan yapıtlar sergilenmektedir. Kurulduğu günden bu yana eserlerin sayısı çoğalmakta olup günümüzde yaklaşık 5 bin objenin bulunduğu bildirilmiştir. Bu yapıtların arasında yaklaşık 190 parçadan oluşan çini objelerde yer almaktadır:

Müzede Yer Alan Çiniler Hakkında

Müzede her seramikler, tablolar, devasa boyutlarda porselenden yapılan vazolar yer alıyor. Her bir kategori ayrı bir bölümde yer alıyor. İznik çinileri diğer tüm ürünler gibi cam dolapların arkasında sergilenmekte ve giriş katında sağ taraftaki oda yer alıyor. 190 parçadan oluşan bu koleksiyonda el işçiliğinin benzersiz örneklerinden olan çini tabaklar, şekerlikler, kavanozlar ve maşrapalar yer alıyor. Bu çinilerin her biri farklı dönemlere ait eserlerdir. Osmanlı Döneminden Cumhuriyet’in ilanına dek farklı yıllarda yapılmış bu çiniler hala ilk günkü gibi kusursuz bir şekilde dayanaklılığını korumakta ve en ufak bir yıpranma dahi oluşmamaktadır. Yapılan sayısız inceleme sonucunda tüm eserlerin orijinal olarak tespit edilmesi sayesinde çok daha fazla ilgi çekmektedir.

Gerek kurucunun gerekse Fransız koleksiyonerlerin topladığı çini eserlerin her biri büyük bir itina ile müzeye getirilmiş ve o günden bugüne dek de aynı özenle korunmuştur.

Müzenin Önemi

Binlerce ürünlerin yer aldığı müze aynı zamanda Sevr Antlaşması’nın yapıldığı yer olduğu için tarihi açıdan çok önemli bir yerdir:  Her ne kadar antlaşmanın yapıldığı yer şu an seramik, porselen ve farklı şekillerde yapılan ürünlerin sergilendiği alan olarak kullanılsa da yarattığı atmosfer Sevr Antlaşmasının tarihi önemini hissettiriyor.

Bununla birlikte bu müzenin bir artı özelliği de sadece müze olarak değil seramik üretim yeri olarak da kullanılmasıdır. Bundan dolayıdır ki adı Cité de la Céramique olarak geçmektedir.

Louvre Müzesinde, 550 Parçadan Oluşan Çini Eserler

Dünya’nın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi, Fransa’nın başkenti Paris’te yer alan Louvre sarayında 1793 yılında kurulmuştur. Müzede, tarih öncesin çağlardan bugüne dek on binlerce parçanın yer aldığı koleksiyonlar bulunmaktadır. Yaklaşık 72 bin metrekare alana kurulu olan sarayda son yapılan sayımda 35 bin adet tarihi sanat eserinin yer aldığı belirtilmiştir.  Bununla birlikte geçtiğimiz senelerde bir yıl içinde 8 milyon ziyaretçinin gelmesiyle bu anlamda en çok ziyarete gelinen sanat müzesi ünvanını almıştır.  Farklı ülkelerden toplanmış bu eserler ile tarihe bir yolculuk yapmakla her biri ayrı özellikte olan eserleri tek bir çatı altında görebilmek mümkün.

Louvre Müzesi Hakkında

Müze yedi ayrı bölümden meydan gelmekte ve her bölümde ayrı sorumlu kişiler bulunmaktadır. Gerek Avrupa gerek Asya gerekse farklı kıtalara ait eserler bu bölümlerde kategoriler halinde sergilenmektedir. Ayrıca Mona Lisa gibi Dünya’ca ünlü tablolarda bu müzede görülebilmektedir. Türk el işi sanatının harikası çiniler ise İslam Sanat Eserleri olarak adlandırılan bölümde yer almaktadır.  550 parçadan oluşan bu eserler çininin güzelliğini ve zerafetini gözler önüne seriyor.

Müzede Yer Alan Çiniler

Çiniler ilk önce küçük bir alanda sergilenmekteydi. Ancak 2. Dünya Savaşı sonrası eserlerin sayısının giderek artmasıyla başka bir alana taşınarak çok daha geniş bir bölümde sergilenmeye başladı.  14. Louis tarafından yapılan çini koleksiyonunda tabaklar, kavanozlar, maşrapalar, vazolar, panolar ve nihale yer almaktadır.

Ayrıca Sultan 2. Selim türbesinde yer alan çini panoda burada yer almaktadır. Bunun dışında Osmanlı Döneminden 20. Yy ‘a dek yapılmış olan yüzlerce el yapımı çini ürün burada sergilenmektedir. Müzede en çok dikkat çeken bir başka eser ise çinilerle ilgili kitaplardır. Çini tarihi, yapımı, korunması ve motiflerle ilgili resimleriyle birlikte anlatımların yer aldığı bu kitap Çininin geçmişten günümüze bıraktığı bir miras niteliğindedir.

Ülkemizin farklı yerlerinden koleksiyonerlerce toplanan ve ayrıca ithal edilen çini eserler de bulunmaktadır. Bunların çoğunun 16. Yy ile 18. Yy arasında yapıldığı ve tamamen el işçiliği ürünleri olduğu açıklanmıştır.

Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi

1251 yılında Konya emiri Celalettin Karatay tarafından, Sultan İzzeddin Keykavus döneminde inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, çini eserlerin varoluş müzesidir. O dönemin en büyük medresesi olarak inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, 1955 yılı itibari ile Cumhuriyet döneminde çini eserler müzesine dönüştürülmüştür. Birbirinden değerli ve eşsiz çini eserlerin sergilendiği müzede, Selçuklu sultanlarının yazlık saray olarak kullandığı Kubad-Âbad Sarayının kalıntılarından çıkartılan duvar çinileri, cam tabaklar ve bir birinden değişik cam tabakların yanı sıra, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait çini ve seramik tabaklar, kandiller ve alçı buluntularını hayranlıkla inceleyebilirsiniz.

Cumartesi, Pazar, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri ziyarete açık olan müzeye giriş ücretsizdir. Pazartesi günleri müze ziyarete kapalıdır. Selçuklu döneminde matematik ve astronomi eğitimi verilen Karatay Çini Eserler Müzesi, dönemin en büyük eğitim kurumlarından biriydi. Medresenin ortasında toplam 4 metre ebatında bir havuz bulunmaktadır. Havuzun üstünde yer alan çatı bölümü, açılabilir şekilde dizayn edilmiştir. Bunun nedeni ise, o günkü hava durumunu havuza yukarıdan bakarak anlayabiliyorlardı. Suya yansıyan görüntülerden, havanın durumu analiz edilebiliyordu. Böylesine dâhice inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, hem mimari hem de içerik açısından sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sayılı çini müzelerinden birisidir.

Müzenin duvarlarında inanılmaz görsel motifler, bize o döneme ait sanat hakkında mesajlar vermektedir. Ünlü düşünür Mevlana’nın da Karatay Çini Eserler Müzesinde ders verdiği söylenilmektedir. Berrak gök mavisi renkleri ve bembeyaz mermerden yazı ve desenlerle süslü muhteşem kapısı, Selçuklu taş işçiliğinin izlerini taşımaktadır. Duvarlarında ve kubbe ve müze içerisindeki çini mozaik dekorasyon çalışmaları için tam bir sanat eseridir. Medresede bulunan büyük salonunun üstü, mozaik çinilerle kaplı kubbe ile kaplanmıştır. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üstünde yer alan şemada bazı ayetler yazılıdır. Böylesine tarihi öneme sahip olan Karatay Çini Eserler Müzesi’nin bazı bölümlerde, duvarlardaki o muhteşem çinilerin yer yer döküldüğü görülmektedir. Şu ana kadar her hangi bir yenileme çalışması yapılmamıştır.

İslam Eserleri Müzesinde Tarihe Yolculuk

Doha’daki İslam Sanatı Müzesi’ni kurmaya karar verdiklerinde, emektar Çin kökenli Amerikalı mimar IM Pei onu tasarlamak için emekliliğinden vazgeçti. O zamanlar 86 yaşındaki Pei’ nin Louvre’nin ön cephesinde bulunan ve hala dünyanın en büyük müzesi olarak kabul edilen simgesel cam piramidi ile tanınması gerçeği hiçbir şekilde tesadüfi değildi. İslam Sanatı Müzesi bir etki yaratmak için tasarlanmıştır: Katar sermayesini haritaya bir kültür merkezi olarak yerleştirmek ve İslam kültürünün küresel algılarını genişletmek ilk amaçlardan biriydi. Açılışından sadece beş yıl sonra, bu çığır açan kurum dünyanın en büyük müzelerinden biri olarak zaten kabul görmüştür.

Dünyada İslam sanatının önde gelen koleksiyonlarından birinde birkaç saat içinde 14 yüzyılı yaşayabilirsiniz. MIA’nın (Museum of Islamic Art – İslam Eserleri Müzesi), İslam dünyasının en güzel sanat ve eserleri sergilenen muhteşem ve hayal ürünü olarak sergilenmesi, dünyanın en iyi kültür kurumları arasında tanınmasını sağlamıştır. Resim, çini, metal işçiliği, seramik, tekstiller ve el yazmaları ile Meşrut ve Safevi kadar önemli olan dönemleri kapsayan ödüllü koleksiyonlara hayran kalacaksınız. Müze, iki krem ​​renkli kireçtaşı binalardan, beş katlı bir ana binadan ve merkezi bir avluya bağlı iki katlı bir Eğitim Kanadından oluşmaktadır.

1983 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi olan IM Pei tarafından tasarlanan modern bir mimari başyapıtta yer alan koleksiyonların kalitesi ve çeşitliliğinden etkilenmemek mümkün değildir. Müze, sürekli değişen özel sergi programları ile yeni bir ilgi yaratıyor. Müzenin bazı alanlarına giriş ücretli olsa da, ana galerilere giriş ücretsizdir. MIA aynı zamanda kapalı ve açık hava kafeleri, bir hediyelik eşya dükkânı ve IDAM, üç Michelin yıldızı tutan Alain Ducasse tarafından işletilen dünya standartlarında bir restorana ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçilere yardımcı olmak için müze içerisinde ücreti karşılığında rehberler de mevcuttur.

Dünyanın en eski ve en görkemli çini eserlerini İslam Eserleri Müzesinde görebilirsiniz. Eşi benzeri bulunmayan çini eserleri inceleyebilir ve eski tarihi çini eserler ile günümüzün çini eserleri kıyaslama fıratı bulabilirsiniz.

Topkapı Sarayı’nın Çinileri

Daha önceki yazılarımızda sizlere, eski Osmanlı yapılarının mimarisinde “görsel aksesuar” olarak kullanılan çini sanatından bahsetmiştik. Çini motifleri ile süslenen binaları ve çini desenli fayans ile süslenen eski tarihi yapıları anlatıp bilgi vermiştik. Şimdi sizlere bu binaların en kıymetlisini ve en görkemlisini anlatacağız. Topkapı Sarayı.

Topkapı Sarayı;

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra 1460 yılında yapılmaya başlanmış ve 1478 yılında da tamamlanmıştır. Saray, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında, İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda yer alan Doğu Roma yerleşkesinin üzerinde 700.000 metrekarelik bir arazi üzerine inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet başta olmak üzere Sultan Abdülmecid’e kadar dört yüz yıl imparatorluğun; eğitim, idare ve sanat merkezi olarak hizmet vermiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Nisan 1924 yılında, müze olarak kullanılmaya başlanan ve Cumhuriyet’in ilk müzesi olan, 400.000 metrekarelik bir alana sahiptir. Koleksiyonları, mimari yapıları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi bulunan Topkapı Sarayı, dünyanın en büyük saray müzelerindendir.

Topkapı Sarayı; Çini sanatının en yoğun olarak kullanıldığı muhteşem bir yapıdır. Kullanılan desenler, bir görsel şölen havasındadır. Sarayın hemen her adımında göze çarpmaktadır. Osmanlı döneminin en usta çini sanatçıları tarafından resimlenen bu çinilerin her birinde bir anlam yüklüdür. İşlendiği bölümün ya da odanın anlamını ifade eden şekiller kullanılmıştır. Her bir çizgi, bir devri anlatabilmektedir.

Çini işlemelerin en göze çarpan desenlerini Topkapı Sarayı Harem Dairesi, Kara Ağalar Dairesi (Harem Ağaları), Darüssaade Ağası Dairesi (Kızlar Ağası), Kadın Efendiler Dairesi, Valide Sultan Dairesi, Şehzadeler Dairesi (Veliaht), Altın Yol adlı bölümlerde görebilirsiniz. Kültürel değerlerimize sahip çıkamadığımız aşikârdır.

Topkapı Sarayı’nda geçen yıllarda yapılan anormal restorasyon, adeta içimizi acıttı. O muhteşem çiniler sökülüp, yerlerine yangın alarmları yerleştirilmiştir. Tarihi değerlerimize, sanatımıza ve yapılarımıza bu derece bilinçsizce yaklaşırsak, bundan 50 veya 100 sene sonra, elimizde tarihimize ve geçmişimize dair hiç bir şey kalmayacaktır. Topkapı Sarayı, elimizde kalan son değerlerden en önemlisidir.

Kütahya Çini Müzesi

Kütahya, İznik’ten sonra Osmanlı’nın en önemli seramik üretim merkeziydi.

Bu nedenle Kütahya çini müzesi oldukça ilgi çekmektedir. Bölgedeki bol miktarda kil tortusu sayesinde, burada Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde çok miktarda seramik yapılmış ve bu sanatın geleneksel teknikleri günümüze ulaşmıştır. Osmanlı ve Osmanlı öncesi Türk dönemlerinde Kütahya’da üretilen seramiklere yönelik çok az araştırma yapılmasına rağmen, son zamanlardaki bulgular ve yayınlar, sanayinin esas olarak İznik ile paralel olduğunu göstermektedir.

Kütahya Çini Müzesi’nin, Türkiye’nin ilk ve tek çini müzesi olma özelliğini taşıması nedeni ile ayrı bir önemi vardır. 1411 senesinde Germiyan Beyi II. Yakup Çelebi tarafından inşa ettirilen imaret, medrese, mescit, kütüphane ve hamamdan oluşan külliyenin imaret ve türbe bölümü,  Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1999 senesinde Kütahya çini müzesi olarak yeniden restore edilip ziyarete açılmıştır. Kütahya İl Merkezinde, Paşam sultan Mahallesi Ulu Camii yanında yer alan müze, Türkiye’deki ilk ve tek çini müzesidir.

14. yüz yıldan günümüze olan döneme kadar Kütahya ve İznik’te üretilen çini mimari nesneler, çini kitabeler, çini vazo, tabak, pano ve çiniden yapılma ev araç gereçleri alfabetik sıraya göre Kütahya Çini Müzesi’nde sergilenmektedir. Müzeye ilk giriş kısmında, son Germiyan beyi II. Yakup Çelebiye ait olduğu varsayılan Osmanlı Türkçesiyle yazılmış dünyanın en büyük ikinci taş kitabesi sergilenmektedir. Ayrıca Atatürk’ün gençliğe hitabesinin siluet şeklinde yapılan çini çalışması dikkat çekici şekildedir.

 

 

Kütahya Çini Müzesi Nerededir?

Paşam Sultan Mahallesi, Gediz Cd. No: 10, 43050 Kütahya Merkez/Kütahya adresinde yer alan Kütahya Çini Müzesi, pazartesi günleri hariç haftanın her günü 09.00 / 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilmektedir. Müze kartına sahip iseniz, Kütahya Çini Müzesi’ni ücretsiz olarak ziyaret edip gezebilirsiniz. Çini sanatının ana vatanı ve merkezi olan Kütahya ile özdeşleşen bu muhteşem müzeyi gezip, tarihin derinliklerinde kaybolmak istiyorsanız, Kütahya Çini Müzesi için mutlaka tam gün ayırmanızı tavsiye ediyoruz. Birkaç saatte gezilecek bir yer değildir. Her eserin en ince detayına kadar incelenmesi gereken bir müzedir. Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir müzedir.

Sidi Kasım Zelici Çini Müzesi

Çini müzesi denildiğinde ilk olarak Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait buluntuların bulunduğu Sidi Kasım Zelici Çini Müzesi akıllara gelir.

Kütahya’da Germiyanoğulları Yakup Çelebi tarafından yaptırılan yer bugün mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan imaret mescidi 1999 yılında Kültür Ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edildi. Bu çini müzesinde yaklaşık 500 eserle bugün ziyaretçilerin çini örneklerini görebilmeleri ve en iyi çini tasarımlarını inceleyebilmeleri mümkün hale geliyor. Ancak ülkemizde olduğu kadar çeşitli etkenlerle birlikte yurt dışına taşınmış örnekler de yer almaktadır. Hatta bir zamanlar ev sahipliği yaptığımız topraklarda yaşatmış olduğumuz örnekler ve tarihi ürünlerde yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi de Tunus’ta bulunan Side Kasım Zelici çini müzesidir.

Sidi Kasım Zelici Çini Müzesi

Tunus’ta bulunan bu müzede öncelikli olarak duvar süslemeleri dikkati çekiyor. Siz de Sidi Kasım Zelici Çini Müze’sinde hem koleksiyonlar hem de mimari yapısı açısından dünya çapında ünlü bir çini müzedir. Sahip olduğu eserler ve mimarisi ile çini tarihine ışık tutmaktadır. Çini sanatının tarihi ve içindeki seyrini gözler önüne seren tasarımlar yer almaktadır. Bu müzede Osmanlı dönemine ait çini işlerinin sergilendiği görülmektedir. Lale figürü Türk çinilerinde yoğun olarak bulunmaktadır ve Osmanlı dönemine ait mezar taşları Selçuklu ve Türk izlerinin harmanlandığı çinilerle bambaşka bir koleksiyon oluşturulmuştur. Sidi Kasım çini müzesinde uzun süre içerisinde en değerli tarihi eserler yer alırken mimarisi açısından da bu yapı büyük bir öneme sahiptir. 18. yüzyılda Osmanlı sancak beyi Hüseyin Bin Ali Paşa tarafından genişletilen ve bugünkü halini alan çini müzesi bir dönem bakımsız kalmış olsa da bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilmiş ve çini müzesi olarak kullanılmaya başlanmış, koleksiyonda en nadir çini örneklerinin yer aldığı görülmüştür.

 

Çini Müzeleri

1726 yıllarında Hüseyin Bin Ali Paşa tarafından inşa edilen İznik ve Haliç işi çini şuan müzede yer alan en nadide eserlerdir. Günümüze kadar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış pek çok eser bugün bu çini müzesi ile sanat severlerle buluşuyor. Çinilerde sır tekniği kullanımı bugün daha çeşitli ve zengin hale geldi. Çini sanatına farklı bir boyut kazandıran eserlerimiz müzenin en nadide parçaları olarak sergilenmektedir.

Ayasofya Çinileri

Dünya mimarlık tarihinin bilinen en önemli ve en eski örneklerinden birisi olan Ayasofya günümüze kadar ayakta kalabilmeyi başaran nadir yapıtlardandır. Çok eski bir tarihte yapılmış olmasına rağmen böyle heybetli ve sağlam bir yapını inşası halen günümüz insanlarını şaşırtmaktadır. Ayasofya, Roma İmparatorluğu’nun İstanbul şehrinde inşa etmiş olduğu en büyük ve görkemli bir kilise olup aynı alanda 3 kez inşa edilmiştir. Doğu Roma imparatorlarının birçoğu burada taç giymiştir. Ayasofya 527-562 tarihleri arasında o devrin en ünlü iki mimarı olan Milet ve Anthemios tarafından inşa edilmiştir.

Ayasofya inşası sırasında mermerle kaplanmış olan kapıları hariç, diğer tüm yüzeyleri birbirinde güzel ve eşsiz mozaiklerle donatılmıştır. Her bir mozaiğin yapımında altın, renkli taşlar, cam, pişmiş toprak ve gümüş gibi değerli madenler kullanılmıştır. IV. Haçlı Seferleri sırasında Ayasofya yağmaya maruz kalmış ve birçok yönden tahribata uğramıştır.

Ayasofya Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u almasıyla birlikte camiye dönüştürülmüştür. Zarar görmüş yapının tamiratı yapılmış, yapıya destek amaçlı Mimar Sinan tarafından minareler eklenmiştir. Osmanlı Dönemi’nde Ayasofya’nın iç kısmına camiye daha uygun olması için minber, mihrap, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve çeşitli bölümler ilave edilmiştir. Bu kısımların süslemesinde ise tarihte yer edecek olan Ayasofya Çinileri kullanılmıştır.

Ayasofya Çinileri Mihrap Etrafındaki

Mihrabın arka tarafından başlayarak duvarı bir boydan bir boya adeta kuşak gibi çevreleyen kobalt mavisi çiniler yer almaktadır. Bu kuşak şeklindeki çininin üzerinde ise celi sülüs hattı ile yazılmış Ayetü’l Kürsi yer almaktadır. Kuşağın bitiş kısmında ise kırmızı renkle beyaz konturlu rozetin iç kısmına “Ketebehu El Fakr” Muhammed 1016 yazısı nakşedilmiştir.

Yine aynı şekilde Mihrabın sağ ve sol taraflarındaki dehlizler içerisinde de çini karolar yer almaktadır. Bunlardan en önemlisi de sol kısımdaki dehlizde Eski Hünkar Mahfili’ne ait bitkisel desenlerle oluşturulmuş 16. Yüzyıla ait meşhur İznik Çinileri yer almaktadır.

Sağ taraftaki dehlizde bulunun ünlü Ayasofya Çinileri ise iki ayrı tasvir içermektedir. Bunlardan birisi toplamda sekiz parçadan oluşan Kabe tasvirini içerirken, diğeri de peygamber efendimizin türbesinin tasvirini içermektedir. Yine bu çinilerde 16. Ve 17. Yüzyılda yapılan meşhur İznik çinilerimizdendir.

Sadberk Hanım Müzesi Çini Eserleri

Tarihi kültürümüzü ve yöresel işçiliklerimizi yansıtan Sadberk Hanım Müzesi; Koç ailesi tarafından 1950’li yıllarda satın alınmış olup, bir süre yazlık olarak kullanılmıştır. Daha sonra Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç anısına, Türkiye’nin ilk özel müzesi olarak hizmete açılmıştır. İçerisinde Sadberk Hanım’ın koleksiyonlarının sergilendiği bu müzeyi ziyaret ettiğiniz anda, kendinizi tarihin derinliklerinde bulacaksınız.

Vehbi Koç’un Eşi Sadberk Koç Anısına

Çeşitli işlemeler, geleneksek kıyafetler, gümüş ve porselen üzerine işlenmiş olan tuğralı eserler ile köklü tarihimizden kalıntıları ayağımıza kadar getiren Sadberk Hanım Müzesi; muhteşem çini eserlerin de yer aldığı bir müze olarak günümüzde birçok insan tarafından ziyaret ediliyor. Gerek yurt içinden, gerekse de yurt dışından ziyaretçiler; çini eserleri müzesi olarak da adlandırılan bu müzede göz zevkini doyuruyor. En güzel takıların, figürinlerin, seramik, cam, ahşap ve porselenlerin yer aldığı bu müzede, pişmiş topraktan yapılma eserler ve büyük ustalık gerektiren hat ve tezhip sanatı da görücüye çıkıyor. 19. Yüzyıldan örneklerin yansıtıldığı bu tarihi müzede, daha eskiye dayanan ve dönemin mimarisini yansıtan eserler de mevcut.

Her türlü zevke ve görüşe özel yapıtların bulunduğu Sadberk Hanım Müzesi’nde tarihi bir yolculuğa çıkacaksınız. Osmanlı dönemine ait el sanatlarının da ustalıkla işlenip, ziyaretçilerin beğenisine sunulduğu bu müzede geçireceğiniz vakitten keyif duyacaksınız.

Osmanlı Mimarisinden Önemli Eserler

Maden, heykel, tablet, sikke, tekstil, sunak alanında da birçok baş yapıtın yer aldığı Sadberk Hanım Müzesi çini eserleri ile görenleri hayrete düşürüyor. İETT otobüsleriyle kolayca erişim sağlayabileceğiniz bu müzeyi ziyaret etmek isteyenler; daha sonra mağazada yer alan ve satışa sunulan eserleri de ücreti mukabilinde temin edebilecekler.

Müzeye Giriş Ücret Tarifesi

Sarıyer’de yer alan bu müzeye 65 yaş ve üzerinde olanlar, 7 yaş ve altında olanlar, engeli bulunanlar ücretsiz bir şekilde girebilecekler. Öğretmen ve öğrenciler 3 TL’ye, tam bilet alanlar 10 TL’ye, indirimli bilet alanlar ise 7 TL’ye bu çini müzesini seyre dalacaklar.

İstanbul Pera Müzesi Çini Eserleri

Pera Müzesi; İstanbul Beyoğlu’nda yer alan, kültür ve sanat alanında insanları doyuran bir yapıdadır. Google Arts Culture; Google ve 70’den fazla ülkede birçok sanat kurumunun işbirliği ile oluşan projede de yerini alan İstanbul Pera Müzesi; bünyesinde yer alan eserleriyle ziyaretçilere muhteşem vakit geçirme şansı tanıyor. Ayrıca burada sanata doyan insanlar, çeşitli eserleri mağaza üzerinden satın alma şansı da yakalıyor. Üstelik müzeye giriş yapabilmek için cebinizden öyle yüksek bir miktar da çıkmıyor. Zaten 65 yaş ve üzerine, 7 yaş ve altındaki çocuklara da müzeye ücretsiz giriş imkanı tanınıyor. Tam bilet için 20 TL, indirimli bilet için 10 TL ve 10 kişi ya da üzerinde gruplar için 15 TL’ye bu müzede vakit geçirebilirsiniz.

Pera Müzesi’nde Kütahya Çini ve Porselen Eserleri

Anadolu’ya özel tarihi eserlerin yer aldığı İstanbul Pera Müzesi’nde; çok sayıda çini eserleri de görücüye çıkarılmış durumda. Kütahya Çini ve Seramik Koleksiyonu; bunun en ciddi göstergesi olarak bu müzede kendisine yer ediniyor. Çini, sürahi, ibrik, masa saati, darbuka, biblo, tabak, vazo, sütlük; farklı işlemeleri ile müzede sergilenirken, mağaza bölümünde de satın almak isteyenlerin satışına sunuluyor. Çini eserleriyle büyük sükse yapmış olan İstanbul Pera Müzesi; tarihin derinliklerini yansıtan fotoğraf koleksiyonlarıyla da ciddi manada ilgi görüyor.

Anadolu’nun Köklü Tarihini İliklerinize Kadar Hissedeceksiniz

Eski çağlarda Anadolu’da kullanılan ağırlık ölçülerinin yer aldığı özel bir koleksiyon; İstanbul’daki Pera Müzesi’nde hayranlarını bekliyor. Anadolu’nun kültürünü yansıtan, o döneme ait en güzel eserlerin sergilendiği müzede; oryantalist resim galerisi de ilginizi çekecek. Pera Müzesi; görsel açıdan ziyaretçilerine heyecan dolu dakikalar yaşatırken, onları birkaç saatliğine de olsa alıp tarihin dipsiz koyularında bir yolculuğa çıkaracak.

Ziyaret ve Ulaşım Oldukça Kolay

İstanbul müzeleri içerisinde, Google’un da aralarında yer aldığı birçok sanat kurumunun işbirliği ile oluşturulmuş olan büyük projede Türkiye adına yer alan Pera Müzesi; ulaşımın da birçok yolla kolayca sağlandığı bir müzedir. İETT hatları üzerinden, vapur ya da metrolar ile bu müzeye yakın konumlara ulaşabilir ve oradan da rahatlıkla müzeyi ziyarete başlayabilirsiniz. Her Cuma ücretsiz olarak saat 18:00 ila 22:00 arasında ziyaret edebileceğiniz müze; Pazartesi günleri ve dini bayramlarda ziyarete kapalıdır.

    Adres

    Cevizlidere Mahallesi, 06580 Çankaya/ANKARA

    Telefon

    +90 542 243 25 58

    E-Posta

    info@reyhancini.com