Çini Eserlerimiz | Reyhan Çini

Etiket Arşivi: Çini Eserlerimiz

Bursa Yeşil Türbe’nin Göz Kamaştırıcı Çinileri

Bursa’nın sembolü olan yeşil türbe yani Ulu Camii olmaktadır.

Tabi ki her yerin bir sembolü olduğu gibi yeşil türbenin sembolü de biri birinden farklı olan çinileri olmaktadır. Bursa’nın yöresine ait olan birçok sembol ile yer alan çiniler daha çok dini içerikli olmaktadır. Hadislerin, Peygamber Efendimizin ve Rabbimizin isimlerinin yazılı olduğu seçeneklerinden tutun birçok dini sembole yer verir. Bunların daha çok Hat sanatı ile yapılan modellerde olması insanların kendilerine uygun olan modelleri bulmasına yardımcı olmaktadır.

Yeşil türbe çinileri içerisinden hangi ürün tercih edilir ise edilsin her biri el işçiliği ile yapılan ürünler olmaktadır. Alınır alınmaz insanlara manevi huzur veren bu ürünler her evde rahatlık ile yer alabilecek ürünlerden olmaktadır. Bursa yeşil türbe çinileri daha çok beyaz olmakla beraber üzerine yapılan el işçiliği siyah hat işlemelerini barındırır. Tabi ki sizler bu hat sanatları ile ne yazdırmak isterseniz isteyin onları rahatlık ile yaptırabilirsiniz. Seramikten yapılan bu ürünler kişiye özel olarak yer alması herkesin sevdikleri için rahat bir şekilde tercih edeceği hediye ürünü olarak yerini alabilir.

Kalyon desenli modellerden birçok farklı alternatife kadar dikkatleri çeken bu ürünler hem küllük hem şekerlik hem anahtarlık gibi akla gelen her ürünü barındırmaktadır. Türbe çinileri sayesinde özel günler için de farklı tasarımlar elde edilebilir. Bir kız isteme merasimlerinde kullanılacak olan çikolata kutularını dahi bu çini işlemeciliklerinden yardım alarak temin edebilirsiniz. Sizlerin de akıllarında nasıl bir hediye alırız ya da ne yaparız diye merak ettiğiniz ürünler var ise hediye etmek için en uygun olan bu çini modellerini tercih edebilirsiniz. Dolap süslemeleri, çocuk odası süslemeleri gibi alternatiflerin de yer alıyor olması bu noktada gerekli olan adımların daha rahat gelmesi için yardımcı olacaktır. Bursa Ulu cami çinileri arasında dini içerikli her şeyin bulunması ya da Bursa yöresine ait olması gereken her ne var ise yer alıyor olması gerekli olan süreçleri de hızlandıracaktır. Buraya gelip de kendiniz için yöreye ait olan çinilerden elde etmeden gitmemek de gereklidir.

Yıldız Çini Fabrika-ı Hümayunu

Yıldız Sarayı’nın Boğaziçi’ne bakan bölümünde yer alan, Türkiye’nin en önemli fabrikaları arasında olan Yıldız Çini Fabrika-ı Hümayunu; 1892 yılından bu yana hizmet vermektedir. Türkiye’deki çini ve porselen sanatının en güzel şekilde lanse edildiği bu yapı; dış görüntüsüyle daha ilk andan ziyaretçiler üzerinde iyi bir intiba uyandırıyor. Sıradan bir fabrika görüntüsünün aksine, saraya ait birçok özelliği bünyesinde barındıran bu yapı; 19. Yüzyılla birlikte Avrupa’da ses getirmeyi de başarmıştır. Osmanlı döneminde yaygınlaşan çiniciliğin bu fabrikada yeniden hayata geçirilmesi; bu yapının büyük ilgi görmesinde etkili bir rol oynamıştır.

Bir Fabrikadan Çok Daha Fazlası

Her ne kadar adı Yıldız Çini Fabrika-ı Hümayunu olsa da; dış görünüşü ile sarayı andıran ve mimarisiyle merak uyandıran yapı; bünyesinde Türk çini ve porselen geleneğinin önemli eserlerine yer veriyor. Birçokları tarafından saray ve çevresinin çini ya da porselen ihtiyacını karşılamak adına bu fabrikanın faaliyet gösterdiği bilinse de; aslında 100 yılı aşkın geçmişe sahip bu yapıda; Türk sanat tarihinin en önemli eserlerinin yansıtıldığı göze çarpıyor. Osmanlı döneminde Yıldız Sarayı’na gelen yabancı ülke padişahlarının sarayda gördükleri çeşitli çini ve porselenleri çok beğenmeleri üzerine, saray içerisinde böyle bir fabrikanın kurulduğu belirtiliyor. Çini eserleri ve porselen gibi gerçekten pahalı bir sektör olan alandaki yapıların sergilendiği fabrika; Osmanlı döneminde 2. Abdulhamit tarafından da maddi manevi ciddi manada destek görmüştür.

Dolmabahçe’de Yıldız Porselenleri Sergileniyor

Fabrika-ı Hümayunu eserlerinin bir kısmının Dolmabahçe Sarayı’nda sergilendiği belirtiliyor. Yıldız porselenlerinin en gözde eserlerinin bulunduğu Dolmabahçe Sarayı Mavi Salon bölümü de ziyaretçiler tarafından büyük ilgi ile karşılaşıyor. Yıldız Sarayı dışında, Dolmabahçe Sarayı’na giderek de, dönemin ünlü porselen eserlerinden birkaç tanesini görebilirsiniz.

Ulaşım Oldukça Kolay

İstanbul Beşiktaş İlçesi’ne bağlı Barbaros Bulvarı’ndaki Serencebey Yokuşu üzerinde yer alan Yıldız Sarayı; birçok yolla ulaşımın kolaylıkla sağlandığı bir yerdir. Vapurla Beşiktaş’a geçip oradan yürüyerek ulaşım sağlayabileceğiniz gibi, İETT hatlarıyla da yine bu bölgeye rahatlıkla varabilirsiniz.

Konya Sahip Ata Camii Çinileri

Camii Çini süslemeleri Osmanlı Döneminden itibaren günümüze kadar sürdürülmüş bir gelenektir. Yapılarda, süs eşyalarında, duvar eşyalarında ve duvarlarda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Camii çinileri Osmanlı Döneminden şimdiye kadar başarılı bir şekilde saklanmıştır. Eski camii gezilerinde gözünüze çarpan muhteşem görünüme sahip desenlerin çoğu çini süslemeleridir.

Bu yazımızda Sahip Ata Cami diğer adıyla Larende Camii olarak bilinen camiindeki süslemeleri inceleyeceğiz. Bu camii Konya Surunun sınırında bulunan Larende Kapısı karşısında olduğu için ikinci ismi buradan gelmektedir. Yapımı ise 1258’e dayanmaktadır. Yapılan restorasyonlar ile camii büyük değişiklikler geçirse de çini süslemeleri hâlâ ilk halindeki gibi durmaktadır.

Giriş Tarafında Çini Süslemeleri İle Karşılaşıyoruz

Birçok camii örneğinde karşılaştığımız gibi Sahip Ata Camii Çinileri de bizleri girişte karşılamaktadır. Mihrap ekseninde birbirinden güzel tasarımlar ile oluşturulmuş çiniler bulunmaktadır. Bu giriş yeri hem cemaat hem de imamların giriş yeridir. Dolayısı ile ayrım yapılmadan herkes aynı çinileri görerek camiiye girişini sağlamaktadır.

Çini Süslemeye Sahip Olan Bölümler

Konya Sahip Ata Camii içerisinde çini süslemelerine sahip olan bölümler bellidir. Bunlar taç kapı, minare ve mihrap üzerlerinde yer almaktadır. Taç kapı içerisinde sırlı ve sırsız olmak üzere iki çeşit tuğla kullanılmıştır. İki adet pano da süslemelere dahil edilmiştir. Pano üzerinde bulunan yazılar ise patlıcan moru rengine sahip çiniler ile süslenmiştir. Böylece yazılar estetik bir görüntüye sahip olmuştur. Bunun en büyük yardımcısı ise çini süslemeleridir. Panolarda yer alan “Ali” ve “Ebu Bekir” yazılarının yerleri arasında kalan beyaz alçı kısmı ise mozaik çini desenleri ile süslenmiştir. Kullanılan renkler sayesinde hem yazılar daha belirgin, hem de güzel bir görünüş sağlamaktadır.

Minare Gövdesindeki Çini Süslemeler

Camii minaresinde yine mozaik çini süslemeleri yer almaktadır. Fakat minarenin tümü sırsız tuğla ile dizayn edilmiş. Yapılan restorasyonlar ile sırsız tuğlaların rengi kiremit kırmızısı rengine dönüştürülüp farklı ve güzel bir görüntü edilmişe benzemektedir. Canlı olarak gördüğünüz zaman yine kendinizi eski zamanlara gitmiş gibi hissedeceksiniz. Geometrik olarak sıralanan tuğlaların arasında belirttiğim üzere mozaik renkteki çini desenleri sığdırılmıştır. Tüm minare boyunca bu geometrik uzantı devam etmektedir.

Son olarak kubbe ve mihrap içerisinde yer alan mozaik renkteki çiniler gözleri boyamaya devam ediyor. Mihrap içerisi tamamen tek renk sırlı çini ve mozaik renkteki çiniler ile beraber lüster tekniği dahil edilerek tasarlanmış. Kakma tekniğini de görebileceğiniz mihrap, bakıldığı zaman ihtişamlı bir görüntü oluşturmaktadır. Sahip Ata Külliyesi içerisindeki tüm çiniler bu şekilde yer almaktadır.

Louvre Müzesinde, 550 Parçadan Oluşan Çini Eserler

Dünya’nın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi, Fransa’nın başkenti Paris’te yer alan Louvre sarayında 1793 yılında kurulmuştur. Müzede, tarih öncesin çağlardan bugüne dek on binlerce parçanın yer aldığı koleksiyonlar bulunmaktadır. Yaklaşık 72 bin metrekare alana kurulu olan sarayda son yapılan sayımda 35 bin adet tarihi sanat eserinin yer aldığı belirtilmiştir.  Bununla birlikte geçtiğimiz senelerde bir yıl içinde 8 milyon ziyaretçinin gelmesiyle bu anlamda en çok ziyarete gelinen sanat müzesi ünvanını almıştır.  Farklı ülkelerden toplanmış bu eserler ile tarihe bir yolculuk yapmakla her biri ayrı özellikte olan eserleri tek bir çatı altında görebilmek mümkün.

Louvre Müzesi Hakkında

Müze yedi ayrı bölümden meydan gelmekte ve her bölümde ayrı sorumlu kişiler bulunmaktadır. Gerek Avrupa gerek Asya gerekse farklı kıtalara ait eserler bu bölümlerde kategoriler halinde sergilenmektedir. Ayrıca Mona Lisa gibi Dünya’ca ünlü tablolarda bu müzede görülebilmektedir. Türk el işi sanatının harikası çiniler ise İslam Sanat Eserleri olarak adlandırılan bölümde yer almaktadır.  550 parçadan oluşan bu eserler çininin güzelliğini ve zerafetini gözler önüne seriyor.

Müzede Yer Alan Çiniler

Çiniler ilk önce küçük bir alanda sergilenmekteydi. Ancak 2. Dünya Savaşı sonrası eserlerin sayısının giderek artmasıyla başka bir alana taşınarak çok daha geniş bir bölümde sergilenmeye başladı.  14. Louis tarafından yapılan çini koleksiyonunda tabaklar, kavanozlar, maşrapalar, vazolar, panolar ve nihale yer almaktadır.

Ayrıca Sultan 2. Selim türbesinde yer alan çini panoda burada yer almaktadır. Bunun dışında Osmanlı Döneminden 20. Yy ‘a dek yapılmış olan yüzlerce el yapımı çini ürün burada sergilenmektedir. Müzede en çok dikkat çeken bir başka eser ise çinilerle ilgili kitaplardır. Çini tarihi, yapımı, korunması ve motiflerle ilgili resimleriyle birlikte anlatımların yer aldığı bu kitap Çininin geçmişten günümüze bıraktığı bir miras niteliğindedir.

Ülkemizin farklı yerlerinden koleksiyonerlerce toplanan ve ayrıca ithal edilen çini eserler de bulunmaktadır. Bunların çoğunun 16. Yy ile 18. Yy arasında yapıldığı ve tamamen el işçiliği ürünleri olduğu açıklanmıştır.

Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi

1251 yılında Konya emiri Celalettin Karatay tarafından, Sultan İzzeddin Keykavus döneminde inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, çini eserlerin varoluş müzesidir. O dönemin en büyük medresesi olarak inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, 1955 yılı itibari ile Cumhuriyet döneminde çini eserler müzesine dönüştürülmüştür. Birbirinden değerli ve eşsiz çini eserlerin sergilendiği müzede, Selçuklu sultanlarının yazlık saray olarak kullandığı Kubad-Âbad Sarayının kalıntılarından çıkartılan duvar çinileri, cam tabaklar ve bir birinden değişik cam tabakların yanı sıra, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait çini ve seramik tabaklar, kandiller ve alçı buluntularını hayranlıkla inceleyebilirsiniz.

Cumartesi, Pazar, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri ziyarete açık olan müzeye giriş ücretsizdir. Pazartesi günleri müze ziyarete kapalıdır. Selçuklu döneminde matematik ve astronomi eğitimi verilen Karatay Çini Eserler Müzesi, dönemin en büyük eğitim kurumlarından biriydi. Medresenin ortasında toplam 4 metre ebatında bir havuz bulunmaktadır. Havuzun üstünde yer alan çatı bölümü, açılabilir şekilde dizayn edilmiştir. Bunun nedeni ise, o günkü hava durumunu havuza yukarıdan bakarak anlayabiliyorlardı. Suya yansıyan görüntülerden, havanın durumu analiz edilebiliyordu. Böylesine dâhice inşa edilen Karatay Çini Eserler Müzesi, hem mimari hem de içerik açısından sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sayılı çini müzelerinden birisidir.

Müzenin duvarlarında inanılmaz görsel motifler, bize o döneme ait sanat hakkında mesajlar vermektedir. Ünlü düşünür Mevlana’nın da Karatay Çini Eserler Müzesinde ders verdiği söylenilmektedir. Berrak gök mavisi renkleri ve bembeyaz mermerden yazı ve desenlerle süslü muhteşem kapısı, Selçuklu taş işçiliğinin izlerini taşımaktadır. Duvarlarında ve kubbe ve müze içerisindeki çini mozaik dekorasyon çalışmaları için tam bir sanat eseridir. Medresede bulunan büyük salonunun üstü, mozaik çinilerle kaplı kubbe ile kaplanmıştır. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üstünde yer alan şemada bazı ayetler yazılıdır. Böylesine tarihi öneme sahip olan Karatay Çini Eserler Müzesi’nin bazı bölümlerde, duvarlardaki o muhteşem çinilerin yer yer döküldüğü görülmektedir. Şu ana kadar her hangi bir yenileme çalışması yapılmamıştır.

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde

Çini Eserlerimiz Yurt Dışındaki Müzelerde gerekse ülkemizde birçok farklı şehirde sanat ve tarih severlerin ilgisini çekiyor. El sanatlarının en güzel örneklerinden biri olan çini de bu eserlerin başında geliyor. Renk – renk yapılan bu çiniler tamamen el işçiliğiyle bir sanat eserine dönüşmekte ve herkesin hayranlığını kazanmaktadır.

Çininin yolculuğu çok eski tarihlere dayanmakta ve halen çeşitli objeler olarak yapılmaktadır. Vazodan, meyveliğe, bardaktan tabağa hatta duvar panolarına dek çini ülkemizin bir sembolü olarak tüm Dünya’da adından söz ettirmektedir.

Müzelerin en gözde eserlerinden biri olan çini eserlerimiz geçmişten bugüne dek ülkemizin tarihine ışık tutmakta ve tarihi hissettirmektedir.

Yurtdışındaki Çini Eserlerimiz Hakkında

Türkiye’de onlarca müzede sergilenen çini eserlerinin dışında yurtdışında farklı ülkelerde de yüzlerce çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Fransa’da Yer Alan Çini Eserlerimiz

Fransa’da yer alan Ecouen Musee de la Renaissance İznik Koleksiyonu olarak yaklaşık 800’den fazla eser bulunmaktadır. 1538 yılında Montmorency ailesi tarafından şato olarak yapılan bina sonradan müzeye dönüştürülmüş ve o günden bu güne dek binlerce esere ev sahipliği yapmaktadır.

Yine Fransa’da Dünya’ca ünlü Louvre müzesinde sanat tabloları ve onlarca ünlü ressamın yaptığı eserler haricinde yaklaşık 550 parçadan oluşan çini eserler yer almaktadır. Sadece tabak ve diğer nesneler değil, ülkemizdeki bazı camilerden alınan çini pano ve karolar da burada sergilenmektedir.

İngiltere’de Yer Alan Çini Eserlerimiz

İngiltere Londra’da yer alan Sevres Cite de la Ceramique müzesinde yaklaşık 190 parçalık çini eserleri ve British Museum’da 445 parçadan oluşan eserler sergilenmektedir.

Bu ülkelerin yanı sıra Portekiz Lizbon’da Gülbenkyan, Danimarka Kopenhag’ta David Collection, Yunanistan Atina’da Benaki ve onlarca ülke ve şehirde yurtdışındaki çini eserlerimiz tüm turistlerin ilgisini çekmektedir.  Bu eserlerle ilgili olarak uzmanların yaptığı araştırmalarda hepsinin ülkemizden çıkan ve gerçek el yapımı eserler olduğu ortaya çıkmıştır.

Çini Eserlerimizin Yurt dışına Yolcuğu

Çini eserlerinin büyük bir kısmı çeşitli medeniyetlerin ülkemizde yaşadıktan sonra ülkemizden yurtdışına gönderildiği bilinmektedir. Bir kısmının ise koleksiyonerler tarafından alınarak ülkemizden çıkmıştır. Bu eserlerin ülkemizi tanıtma ve eserleri yurtdışında sergilenme açısından çok büyük katkıları olmuştur.

Ayrıca çini eserleri ülkemizdeki sanatçıların dışında Dünya genelinde birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmaktadır.  Birçok sanatçının bu sanatı öğrenmek ve geliştirmek için ülkemize geldiği ve sonrasında çini ile yaptığı birçok eser bulunmaktadır. Başta seramik sanatçıları olmak üzere birçok farklı dalda sanatçı çini motiflerini kullanmaktadır.

Artık çini eserlerimiz sadece müzelerde değil birçok işletme ve evlerinde yer almaktadır.  Günümüzde sadece çini eserlerini satın almak için ülkemize gelenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Hemen her ülkede bilinen çini sanatı el işçiliğinin önemini bir kez daha göstermekte ve müzelerin yanı sıra kiliseler, camiler ve kamu alanlarında da kullanılmaktadır.

Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri

İbrahim Ağa olarak bilinen zat 1500’lü yılların Topkapı’sın da yaşamış bir kişidir. Surların hemen dibinde gayet mütevazi bir ahşap kulübede namaz takkeleri örüp satarak geçinmekteydi. Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri kadar bu caminin inşa hikayesi de çok meşhurdur.  Kendisi oldukça fakir olan İbrahim Ağa’nın gönlü ve hayalleri ise oldukça zengindir. Dini yönden oldukça engin bir kişiydi, mütevazi ve kanaatkâr bir yapısı vardı. İbrahim Ağa’nın gönlünden hep bir cami yaptırmak geçer ve bu hayalinden de insanlara bahsederdi. İbrahim Ağa bahsettikçe insanlarda kendisine güler ve hangi parayla yaptıracaksın camiyi be mübarek derlermiş.

Takkeci İbrahim Ağa Caminin Yapılış Hikayesi

Sürekli güzel bir cami yaptırma hayaliyle yaşayan bu zatın her an dilinde, zikrine ve geceleri rüyasında dahi böyle bir cami yaptırabilmenin yakarışı varmış. Bir gün rüyasında gördüğü manevi bir zat kendisine “Rızkın iki salkım üzümdedir ey İbrahim Ağa, bunun içinde Bağdat’a git demiş.” Aynı rüyayı tam 3 kez art arda görünce tası tarağı toplamış ve İbrahim Ağa rüyasının peşine düşmüş. Bağdat’a gelince ilk gördüğü bir handan içeriye girmiş ve bir masaya oturup heybesinden çıkardığı kuru ekmeğini yemeye başlamış. Bizim Takkeci İbrahim ağanın bu garip durumunu gören hancı dayanamamış ve iki salkım üzüm getirmiş. İki salkım üzümün kendiliğinden geldiğini gören bizim takkecinin içi sevinçten kıpır kıpır olmuş. Üzümleri yerken hancı dayanamamış sormuş ey yolcu nerden gelirsin nereye gidersin demiş?

Bizimkisi de gördüğü rüyayı anlatmış ve İstanbul’dan gelip geri İstanbul’a giderim demiş. Bunu duyan hancı gülmüş ve e be adam bir rüya için İstanbul’dan buraya gelinir mi hiç demiş. Bak ben İstanbul sur dibinde bulunan Takkeci İbrahim Ağa diye birinin kulübesinin altında gömülü iki küp altını hep görüyorum ama gidiyor muyum demiş. Bunu duyan bizimkisi olduğu gibi kalkmış ve hemen yola koyulmuş işte bizim meşhur Takkeci İbrahim Ağa cami Çinileri hikayesi böyle başlamış.

Topkapı Şehir Parkı’nın ortasında görmekte olduğumuz cami bu anlatılan caminin ta kendisidir.1591-1592 yıllarında yaptırılan caminin Mimar Sinan eseri olduğu tahmin edilse de, kapının üzerindeki kitabelere bakıldığında caminin Mimar Sinan’ın ölümünden 3-4 sene sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu camiyi eşsiz güzellikte kılan diğer bir detay ise camiye has eşsiz güzellikteki meşhur İznik Çinileridir. Birçok defa hırsızların hedefi olan camideki çini panolardan yüzlercesi çalınmıştır. Kimi kötü durumdaki panolarda yenileme çalışmaları sırasında alınmış ve yerlerine yenileri konulmuştur. Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri bizleri camiden içeri girdiğimizde karşılamaktadır. Caminin ana mekanı ve pencerelerin kemer tepelerine kadar olan kısımlar muhteşem eşsiz güzellikteki İznik Çinileri ile bezenmiştir. Yeşil, lacivert, parlak camgöbeği, narçiçeği kırmızısı renklerinin Hatayi ve Rumi desenlerle adeta hayat bulduğu pencere aralarına yapılmış vazolarla ve çiçek buketleri ile bezenmiş çini panolardan gözlerinizi ayıramamaktasınız.

Çini Eserlerimizin Türkiye’de Bulunduğu Müzeler

Anadolu Selçuklu Dönemi’nin en gözde sanat dallarından biri olan çini sanatı, toprağın pişirilip sırlanmasından oluşmaktadır. Büyük emek ve sabır isteyen bu sanat dalında ortaya konan eserler, her zaman büyük hayranlık uyandırmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde dış süslemeler ile başlayan çini sanatı, o günden bugüne Türk mimarisinden, yemek tabaklarına kadar gündelik hayatın içine girmiştir.

Özellikle saraylarda, türbelerde ve camilerde sıklıkla kullanılmış, Türk mimarisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çini sanatçılarının kendi hayal güçlerine göre şekillenen çini sanatı, mimari dışında mücevher parçalarında, vazolarda, yemek takımlarında ve daha birçok alanda kendini göstermiştir. Çini sanatının çıkış zamanı Karahanlılar zamanında olup, Selçuklular döneminde zirveye ulaşmıştır.

Günümüzde de hala popülaritesini koruyan çini sanatı, üniversitelerin güzel sanatlar bölümünde ve çeşitli kurslarla hala yaşatılmakta ve sevilmekte olan bir sanat dalıdır. Zarif desenleri, doğanın içinden gelen renkleri ile tüm dünyada büyük beğeni toplayan çini sanatı, bütün sanat dalları içinde özel bir yere sahiptir.

Osmanlı Döneminden beri oluşturulan çini eserlerimiz, ülkemizde birçok müzede ve belirli yerlerde sergilenmektedir. Bu çini eserlerinin sergilendiği yerler sırasıyla şunlardır; Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Çinili Köşk Müzesi, Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi, Kütahya Çini Müzesi, İstanbul Pera Müzesi ve İstanbul Sadberkhanım Müzesi,

Yıldız Çini Fabrika Hümayunu, İstanbul Rüstem Paşa Camisi, İstanbul Ayasofya 1.Mahmut Kütüphanesi, İstanbul Süleymaniye Cami, Bursa Şehzade Mehmet Türbesi, Bursa Yeşil Türbe, İznik Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı, İznik Süleyman Paşa Medresesi, Kütahya Çiniciler Çarşısı’dır. Aynı zamanda Konya Büyükşehir Belediyesi Çini Atölyesi ile İstanbul Eyüp Belediyesi Çini Atölyesi’nde de günümüze kadar gelen çini eserlerimiz sergilenmektedir.

Çini Sanatı Nasıl İcra Edilir?

Toprağın sırlanarak, nakışlanması sonucunda ortaya çıkan çinilere, pişirme işlemi gerçekleşmeden önce şekil verilmektedir. Çini desenleri ise pişirilmeden sonra uygulanmaktadır. Çini eserlerinin doğuş yeri Çin olup, Türklerde çini sanatının gelişmesi 7. ve 8. yüzyıllar arasında olmuştur. Çini sanatının yapım aşamasında, astarlama, renk verme, sırlama ve fırınlama işlemleri bulunmaktadır.

Çinilerin yapımında öncelikle tebeşir, kum ve kaolen gibi benzeri maddelerle toprak hamuru yapılmaktadır. Çamur kıvamına gelene kadar karıştırılan bu toprak hamuru, daha sonra bir süzgeç yardımı ile temizlenmektedir. İçeriğinde bulunan taş ve diğer yabancı maddeler ayrıştırıldıktan sonra çini hamuruna şekli verilmektedir.

Şekil verildikten sonra kurumaya bırakılan çinilere, iyice sertleştikten sonra beyazlaması için astarlama denen işlem yapılmaktadır. Astarlama işleminin sonunda ise çiniler 900 derecelik fırınlarda yavaş olarak 24 saat pişirilmektedir. Pişirme işleminin sonunda ise pişen çini parçaları zımparalanarak, çini desenleri oluşturulmaktadır. Desenlerin oluşması bittikten sonra çiniler sırlanıp, tekrar pişirilme işlemine geçilmektedir.

Çini Sanatında Kullanılan Teknikler

Çini sanatının icrasında bir takım farklı teknikler uygulanmaktadır. Bu teknikler sırası ile şunlardır;

1 – Sır Üstü ve Sır Altı Tekniği

Çinilerin sırlanması işleminin pişirmeden önce yapılmasına sır üstü, pişirme sonrası yapılması ise sır altı tekniği isimlerini almaktadır.

2 – Lüster Tekniği

Çinilerde madeni renkleri elde etmek için kullanılan bir tekniktir.

3 – Minai Tekniği

Minai tekniği, tek renkli desensiz çiniler oluşturmak için kullanılan bir tekniktir.

4 – Lacvardina Tekniği

Çinilerin hem tek renkli, hem de desenli olmaları için uygulanan tekniğe verilen isimdir.

5 – Renkli Sır Tekniği

Renkli sır tekniği, çini süslemelerinin çinkolu saydam olmadan doğrudan renkli sırlarla yapılmasıdır.

6 – Perdah Tekniği

Perdah tekniği, çini yapımlarında sır üstü olarak uygulanmaktadır. Renksiz, saydam ve astarlı sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süslemeler yapıldıktan sonra, çinilerin fırınlanması işlemine perdah tekniği denilmektedir.

7 – Mozaik Çini Tekniği

Sır altı tekniği yardımıyla hazırlanan mozaik çini tekniğinde, renkli sıra batırılan çini parçaları istenen boyutlarda kesildikten sonra birleştirilmektedir.

8 – Sır Altına Boyama Tekniği

Sır altına boyama tekniğinde, oluşturulan çini levhalara astar çekildikten sonra, istenen dış çizgiler çizilerek, içleri renklerle boyanmaktadır. Bu şekilde hazırlanan çini levhalar sırlandıktan sonra fırınlama işlemi yapılmaktadır.

Ecouen Musee De La Renaissance’deki İznik Koleksiyonu

Fransa’nın en önemli bölgelerinden biri olan Paris’in 20 kilometre kuzeyinde yer alan ve Rönesans döneminin en önemli yapıtlarından biri olan bu şato 1975 yılından bu yana müze olarak ziyaret edilmektedir. Musse de la Renaissance koleksiyonları sergilemektedir. Mimar Lean Bullant eseri olan yapıt yurtdışından ziyaretçiler tarafından da en çok tercih edilen yerler arasında yer almaktadır. Ayrıca bu tarihi yapı içerisinde yer alan koleksiyonlar arasında İznik koleksiyonu da ziyaretçiler tarafından büyük bir merak uyandırmaktadır. Tarihi dokusu ve benzersiz çini örnekleri ile büyük ilgi gören müze pek çok döneme ev sahipliği yapmış olmanın ihtişamını sergilerken dini motiflerle İznik çinileri İznik koleksiyonu hakkında da fikir oluşturmaktadır. Tarihimizin ve tarihimizin en önemli eserlerinin başarılı bir şekilde bu müzede bir koleksiyon olarak sergileniyor olması gurur vericidir. Yalnızca Fransa’da ve bir müze de değil Londra ve pek çok şehirdeki müze ve yapılarda da çini eserlerimiz bulunmaktadır.

İnançlarımızın ve fikirlerimizin sıcaklığını yansıtabildiğimiz İznik koleksiyonu ile pek çok ziyaretçi Fransız kültürünün ve eserlerinin yanı sıra Türk ve İslami inancının eseri olan İznik koleksiyonunun sıcaklığını algılayabilmektedir. Kültürümüzün tarihimizin farkı hissedilmektedir. Mavi, beyaz ve kırmızının tonları ile oluşturulan genellikle çiçek ve yaprak desenlerinin bulunduğu İslami motiflerin işlendiği süs eşyaları, mutfak eşyaları ve bardak işlemeleri İznik koleksiyonu olarak bu müzede yerini alıyor. Tarihi değerlerimizin ve geleneksel işlemelerimizin yurtdışında müzelerde sergileniyor olması çini sanatına verilmesi gereken önem ve değeri bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu nedenle ülkemizde gerekli çalışmalar yürütülüyor ve çini kursları sayesinde başta kadınlar olmak üzere pek çok kişi bu sanata büyük bir ilgi gösteriyor. Çini sanatı tarihimizde en gelişmiş olduğu dönem açısından Osmanlı döneminde hüküm sürmektedir. Osmanlı döneminden günümüze kalan baş yapıtlarda da çini koleksiyonu görebilmek mümkün. Genellikle mutfak eşyaları ve süs eşyalarında görebildiğimiz çini örnekleri ayrıca duvar süsleme sanatı olarak da kullanılmaktaydı. Bu müzede yer alan çini örnekleri arasında vazo, bardak, sürahi gibi örneklerin yanı sıra farklı objeler ve panolar da bulunuyor. Ecouen Musse de la Renaissance’deki İznik koleksiyonu görülmeye değer. Çeşitli kültürlerin ve Fransız eserlerinin yer aldığı bu müzede dini motiflerimizin ve sembollerimizin işlendiği çini örneklerinin bulunuyor olması kültürümüzün ve sanatımızın yurtdışında sergileniyor olması ve en önemlisi de büyük bir ilgi görüyor olması sanatımıza yeni nesillere aktarılması açısından etkili olurken gurur kaynağı olarak da görülmektedir.

Çinileri İle Ünlü Olan Yavuz Sultan Selim Camii

Yavuz Sultan Selim Camii çinileri dillere destandır ve bu cami Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından babasına ithafen İstanbul’a hakim bir tepe üzerine kurulmuş yapıdır. Tarihi yapılarda en dikkat çekici eserler bugün de yaşatılmaya devam ediyor. Bu yapılardan bir tanesi de Yavuz Sultan Selim Camii’dir.

Yavuz Sultan Selim Camii Nerededir, Nasıl Gidilir?

İstanbul’un tarihi Yarımadası’nda bulunan Yavuz Sultan Selim Camii Fatih ilçesinde yer alan bu camii çinileri ile ünlüdür. İstanbul’un yedi tepesinde 7 cami bulunuyor ve bu camilerden biri Yavuz Sultan Selim Camii’dir. Haliç’e yakın olması ve tarihi Yarımada içerisinde olması nedeniyle pek çok kişi tarafından bugün de ziyaret edilmektedir. Yavuz Sultan Selim tarafından inşa edilen bu camiinin mimarı mimar Ali’dir. Yapıya Kanuni Sultan Süleyman tarafından da ekleme yapılmıştır ve bu eklemeler arasında türbe, imaret ve medrese yer almaktadır. Caminin bir tarafında sarnıç bulunurken diğer tarafında da kırkmerdiven ismi ile bilinen bir uçurum yer almaktadır. Ulaşımı ise oldukça kolaydır. Yavuz Sultan Selim’in camiye İstanbul’da İETT ile hemen her noktadan ulaşabilmeniz mümkün olacaktır.

Yavuz Sultan Selim Cami Süslemeleri

Yavuz Sultan Selim Camii çinileri oldukça dikkat çekicidir. Yapıda pek çok yerde çini işlemeler karşımıza çıkmaktadır. Bu yapıda caminin sol tarafında Hünkar mahfili zarif dilimle alt tavanı çok renkli çini işlemeler ile süslenmiştir. Çeşitli renklerde oluşturulan mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur ve yanları süslemeli mermer minberden taş mihraptan ve sade klasik üslupta çini işlemelerinden oluşturulmuştur. Kapı kanatlarında fil dişi ve sedef zenginliği sağlanmış ağaç işçiliğinin de fevkalade sergilendiği görülmektedir. Pencere alınlıklarında ise sır tekniği ile elde edilen pek çok çini süslemesi görülmektedir. Ayrıca bu caminin iç avlu giriş kapısında güneş saati bulunmaktadır ve bu da tarihi önemi bulunan bir süslemedir.

Mimari yapıların pek çoğunda bulunan çini sanatı Yavuz Sultan Selim Camii’de de uygulanmıştır. Ayrıca bu camide süsler ve işlemeler konusunda farklı detaylarda düşünülmüştür. Süslü kafesleri de Sultan İbrahim koydurmuş ve bu caminin kürsüsü ahşap işlemelerle oluşturulmuştur. Mermerden yapılmış mahfili sağ tarafta ve ortada yer almaktadır.

Yavuz Sultan Selim Camii dışında diğer sanatsal işlemeleri ile de en çok ziyaret edilen yapılarda bir tanesidir. Caminin önünde bulunan Yavuz Sultan Selim Türbesi köşeli plan üzerine inşa edilmiştir. Tek kubbeli oluşturulmuştur. Bu metalin iki yanında ise çini panolar bulunmaktadır ve bezenmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine giderken hocasının atının tarafından ayağına sıçrayan çamur ile kirlenmiş kaftanı kabrinin üzerine vasiyeti olarak örtülmüştür. Şehzadeler türbesin de ise dikkat çeken bazı işlemeler yer almaktadır. Çini işlemeleri bu yapıda da dikkati çekerken yanı sıra kubbe kasnağında kabartmalı olarak Ayetel Kürsi yazılmıştır.

İzmir Yalı Camii: Eşsiz Çini

İzmir’in gözde camileri arasında yer alan İzmir Yalı Camii’ni kimin yaptırdığı ile ilgili olarak kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Cami deniz kenarından bulunduğu için yalı adı verilmiştir. Camiinin yapılışı ile ilgili olarak bulunan kaynaklarda 1755 yılında yaptırıldı ifade edilmek ile birlikte 1774 yılında yaptırıldığı da geçmektedir. Caminin yanında bir medrese ile birlikte

İzmir ayanı Katipzade Mehmet Paşa’nın zevcesi Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı da rivayet edilir. Yaşadıkları dönemde bu aile İngilizlerle çok samimi bir aile olarak tanındığı için bu camiye “İngiliz Ayşe Camii” de denildiği olmuştur. Camiye bakıldığında estetik yapısı ve çinileri dikkatleri çekmektedir. İzmir Yalı Camii çinileri mimari eserlerde çini süslemelerine en güzel örneklerden biridir.

Cami belli dönemlerde onarılmıştır. Bunlardan biri de giriş kapısı üzerinde bulunan belgeye göre Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde Vali Rahmi Bey tarafından yapılmıştır. Caminin kapısı üzerinden yer alan mermerlerin Mimar Tahsin Sermet’in eseri olduğu tahmin edilmektedir. Caminin ikinci tadilatı 1964 yılında yapılmıştır. Bu tadilat sırasında camide çok büyük değişiklikler yapılmıştır.

İzmir Yalı Camii Çinileri

Konak meydanı ile özdeşlemiş olan bu yapı sekizgen planlı olup klasik Osmanlı mimarisi ile yapılmıştır. Camide kesme taş kaide üzerine inşa edilmiş olan tek şerefeli ve yuvarlak gövdeli olan minaresi oldukça dayanıklı bir yapı olarak hazırlanmıştır. Caminin içerisinde bulunan avize ise tam bir sanat eseridir ve seramik sanatçısı Ümran Baradan tarafından yapılmıştır.

Camide dikkat çeken kısımlar pencerelerin etrafında bulunan çinilerdir. Çiniler caminin hem iç süslemelerinde hem de dış süslemelerinde kullanılmıştır. İzmir Yalı Camii çinileri şu an sadece kapı ve pencere kenarlarında kalmıştır. 1964 yılında yapılan onarım sırasında çinilerin büyük bir kısmı sökülmüştür. Yapıldığı dönemde caminin her tarafında süslemede çiniler kullanılmıştır.

Caminin süslemelerinde kullanılan çiniler 19.yüzyıl Kütahya çinilerinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır. Firuze çiniler ile süslenmiş olan camii bu güzelliği ile İzmir’in Konak ilçesini tanıtan en önemli eser olmuştur. İzmir Yalı Camii çinileri incelendiğinde bu çinilerin imzasının Hafız Mehmed Emin Efendi’ye ait olduğu görülmektedir.

  • 1
  • 2
    Adres

    Cevizlidere Mahallesi, 06580 Çankaya/ANKARA

    Telefon

    +90 542 243 25 58

    E-Posta

    info@reyhancini.com